CİNSEL SORUNLAR KABUSUNUZ OLMASIN

 

                   CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI VE CİNSEL TERAPİ

Cinsel terapistler tarafından uzun süren araştırmalar sonucu, insanın normal cinsel tepki döngüsü dört aşamada tanımlanmıştır. Bu aşamalarda sorun olması cinsel işlev bozukluğu olarak tanımlanır. Aşamalar şu şekildedir:

1)    İSTEK: Bu ilk aşamada, sıklıkla cinselliği uyaran fantazilerle bağlantılı olarak ortaya çıkan cinsel istek ve ilginin açığa çıkması kastedilmektedir.

2)    HEYECAN (Uyarılma): Bu aşamada, cinsel organlarda ve kadınlarda göğüslerdeki kan akışının artmasına bağlı olarak ortaya çıkan cinsel zevk tanımlanmaktadır.

3)    ORGAZM: Cinsel zevkin tepe noktaya ulaştığı evredir. Erkeklerde boşalma arzusu ortaya çıkar, ve nadir durumlar hariç hemen her seferinde boşalma gerçekleşir. Kadınlarda ise vajenin dış duvarlarında kasılmalar şeklinde kendini gösterir.

4)    ÇÖZÜLME: Orgazmı izleyen bir rahatlama ve kendini iyi hissetme halidir. Erkeklerde, bir süre sertleşmenin ve cinsel isteğin olamayacağı bir dönemken, kadınlarda orgazm sonrası yeniden uyarılma ve çoklu orgazm yaşama söz konusudur.

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU NEDİR? HANGİ DURUMLARDA BOZUKLUKTAN SÖZ EDEBİLİRİZ?

 

Cinsel işlevlerin ara sıra bozulması sık görülen bir durum olduğundan, tanımlanan problemlerden bir veya bir kaçıyla karşılaşan bireyler hemen tedaviye ihtiyaç duyduklarını düşünmemelidirler. Eğer problem ‘sürekli ve yineleyiciyse’ bu tanıdan bahsetmek doğru olacaktır. Buna ek olarak farklı cinsel işlev bozukluklarının bir arada görülmesi de sık rastlanan bir durumdur. Cinsel fonksiyon bozukluklarının çoğu, cinselliğe yönelik yanlış inanç ve tutumlardan, bilgisizlikten, yanlış öğrenmeden,  zayıf alışkanlıklardan ve erken deneyimlerden kaynaklanmaktadır. Bazı cinsel işlev bozuklukları fizyolojik, biyolojik ve kimyasal faktörler tarafından hızlandırılır. Fakat bütün fizyolojik işlev bozuklukları psikolojik bileşenlere sahiptir. Erkekler, ister psikolojik  ister fiziksel nedenlerden kaynaklansın, sertleşmeyi sağlamak ya da sürdürmekte sorun yaşadıklarında kendilerini aşağılanmış ve daha az erkek hissederler. Kadınlarda orgazma ulaşamadıklarında kendilerini daha az dişi hissederler. Bundan dolayı, bütün cinsel işlev bozukluğu vakalarında , yani durum diyabet hastalığı gibi fizyolojik bir nedene bağlı olsa da, psikolojik yönlerin zorluğunu ve bunun kişi için ne ifade ettiğini dikkate almak önemlidir.

BİYOLOJİK NEDENLER (Fizyolojik faktör):  Psikolojik kaynaklı olmayan cinsel işlev bozukluğuna neden olan faktörlerin en yaygın olanları, hormon dengesizliği, ilaç kullanımı, nörolojik bozukluklar, madde kullanımı (nikotin bile ereksiyon bozukluklarına neden olabilmektedir), alkol bağımlılığı, fizyolojik bozukluklar ve vitamin eksikliği gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Belirgin hastalıkların ve ilaç kullanımının yan etkisi olarak, iktidarsızlık(sertleşme problemi) ve libidonun(cinsel isteğin) düşmesi gibi cinsel fonksiyon kayıpları ortaya çıkabilmektedir. Örneğin uzun süreli diyabet (şeker hastalığı) kan akımını azaltır. Her iki cinsiyette de, cinsel uyarılma için hücrelerin kanla dolarak genişlemesi şart olduğundan, diyabet cinsel işlev bozukluğunun nedenlerinden biri olarak ele alınmalıdır. Antidepresan ilaçlar, hipertansiyon ilaçları da cinsel istek ve uyarılmayı azaltabilir. İnsanlar genel olarak cinsel işlev  bozukluğunun , örneğin sertleşme problemi gibi, fiziksel nedenlerini düşünmeyi tercih edebilir. Bunun nedeni, kişinin benlik imajı için daha kabul edilebilir olmasıyla ilgilidir. Hatta bu örnekler içinde, tıbbi bir durumun cinsel işlevi olumsuz etkilediği durumlarda, psikolojik süreçler dikkate alınmamaktadır. Oysa insanlar genel olarak, fiziksel hastalıklara ya da problemlere karşı değişik psikolojik tepkiler verir. Bu psikolojik tepkiler fiziksel problemleri şiddetlendirebilir. Bu özellikle kısırlık problemi için geçerlidir. Çocuk sahibi olmakta sorun yaşayan bir çok insan, sorunun tıbbi yönlerine odaklanmayı tercih ederken psikolojik yönlerini hariç tutmayı, incelememeyi tercih ederler. Bugün biz biliyoruz ki, çocuk sahibi olmak isteyen bir çift yıllarca gebelik kliniklerine gittikten sonra herhangi bir fayda göremezlerken, en son olarak çocuk sahibi olmayı tasarlayıp sonuç alamadıktan birkaç ay sonra evlat edinmeye karar verebilirler. Bu durumda psikolojik faktörlerin devrede olduğu öngörülebilir. Aslında bir işlev bozukluğunun psikolojik nedenlere bağlı olması, tedavi edilebilir olması yönünden sevindiricidir.

Psikolojik faktörler: Cinsel işlev bozukluklarının büyük bir kısmı psikolojik nedenlere sahiptir. Bu nedenler şu şekilde sıralanabilir:

1)    DİNİ KATILIK: Bazı dini yetiştirme biçimleri, özellikle evlilik ilişkisi dışında, cinsellik yaşama ve bundan zevk alma konusuna kötü gözle bakmaktadır. Araştırmalar, bunun bir sonucu olarak cinsel işlev bozukluğu olan pek çok hastanın, cinselliğe negatif bir bakış açısı geliştirdiklerini saptamışlardır. Bir çok kadın hasta, evliliğe kadar cinsellik yaşamaması gerektiği, bekaretin bozulma olasılığına karşın her an tetikte olması ve özen göstermesi gerektiği, mastürbasyonun kızlık zarına zarar verebileceği ayrıca pis ve kötü olduğu, dolayısıyla yapılmaması gerektiği, kendilerine aynada çıplak bakılmasının dince yasak olduğu, cinsel birleşmenin evlilik ilişkisi içinde yaşanması, erkek ihtiyacını giderme ve çocuk yapma amaçlı olduğu gibi öğretilerle kliniklere baş vurmaktadırlar.

2)    PSİKOSEKSÜEL TRAVMA: Bazı işlev bozuklukları, taciz, tecavüz ve diğer aşağılayıcı yaşantılara bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanı sıra ilk cinsel deneyimde başarısız olmak erkekler için travma sayılabilir. Bununla ilgili bir erkek hasta, ilk cinsel deneyimini para karşılığı yaşamak isterken, birlikte olduğu hayat kadınının kendisine, ‘eğer bu işi şu an onunla yapamazsa, bir daha hiçbir kadınla yapamayacağını’ belirttiğini söylemiştir.

3)    EŞCİNSEL EĞİLİM: Eşcinsel eğilimi olan bir kişinin, karşı cinsle ilişkiden fazla zevk almaması öngörülebilir bir durumdur. Benzer bir sonuç, karşı cinsten hoşlanan birisinin, eşcinsel ilişkiden haz almaması durumu içinde geçerlidir.

4)    YETERSİZ DANIŞMA: Bir sağlık çalışanının 60 yaş üstü bir hastaya artık bu yaştan sonra cinselliği unutmasını söylemesi, ya da bir din adamının sertleşme sorunu yaşayan bir hastaya, bunun Tanrı’nın günahkarlara verdiği bir ceza olduğunu söylemesi, büyü, yada bilinmeyen varlıkların cinselliği bozduğunun telkin edilmesi bu başlığa örnek verilebilir.

5)    AŞIRI ALKOL TÜKETİMİ: Yüksek miktarda alkol alan bir erkek, sertleşmeyi sağlayamaz ya da sürdüremezse, bu durumun alkolden kaynaklandığını düşünmeyip tekrarlayacağı endişesine kapılırsa, durum alkolden çıkıp psikolojik bir sorun haline dönüşebilir. Sertleşme olmayacağı yada sürdüremeyeceği düşüncesine o kadar kapılır ki seyirci rolüne geçer. Seyirci rolü, hazza odaklanmayıp kaygıyla kendini izleme ve davranışlarını takip etme olarak tanımlanabilir. Eşinden gelen anlayış ve empatik yaklaşımı, erkekliğine ve cinsel çekiciliğine karşı bir tehdit olarak algılayabilir. İlişki bu durumdan giderek daha çok zarar görmeye başlar ve sertleşme problemi kalıcı hale dönüşebilir.

6)    İKİNCİL KAZANÇLAR: İkincil kazanç, psikolojik olarak bireyin bilinçdışında kendisinin bile farkında olmadan sağladığı kazançtır. Örneğin karısına öfkeli olan bir adam, sertleşme sorununu çözmek istiyor gibi görünse de, eşinin tatmin olmamasından bilinç dışı eşini cezalandırarak tatmin oluyor olabilir. Bu durumda tedavide ikincil kazançlar ortadan kaldırılmadan başarılı olunması oldukça güçtür.

Cinsel terapist, Dr. Helen Singer Kaplan’ın ifadesine göre; ‘Genel hislerimizle gördüğümüz şudur ki, cinsel fonksiyon bozukluğunun oluşmasında, çiftler tarafından yaratılan anti-cinsel bir ortamın, çiftlerin birinde ya da her ikisinde birden cinselliği tahrip etmekte, bozmakta olduğudur.’ Şeffaf ve dürüst bir ortam, çiftlerin kendilerini tamamen erotik bir deneyime bırakmalarını sağlamaktadır. O, kaygının ve tam bir cinsel zevke karşı oluşturulan savunmaların, dört belirgin kaynağı olduğuna işaret eder.

1) Her iki tarafı da heyecanlandırıp uyarabilecek herhangi bir cinsel davranıştan kaçınmak ya da davranışı ortaya koyamamak.

2) Başarısızlıktan korkmak, performans baskısı tarafından şiddetlendirilir ve partnerini memnun etmekle aşırı meşguliyet, reddedilmekten korkmanın köklerini işaret eder.

3) Erotik bir zevke karşı erektil bir savunmaya eğilimli olmak.

4) Korunmasız(savunmasız) bir biçimde ve suçluluk duygusu olmadan duyguları, istekleri ve davranışları konusunda, açık bir iletişim kurmakta başarısız olmak.

GENEL CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI Göreceğimiz bozukluklar en yaygın cinsel fonksiyon bozukluklarıdır. Bunların tamamında tedavi edildiği takdirde başarıya ulaşma oranı yüksektir.

ERKEK CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI insan cinsel tepkilerinde ilk aşama daha önce değindiğimiz gibi ‘istek’ aşamasıdır.

Azalmış (hipoaktif) cinsel istek bozukluğu: Cinsel fantezi ve etkinliklerde bulunma isteğinin eksikliği ya da hiç olmaması şeklinde tanımlanmaktadır. Burada cinsel tiksinti bozukluğuna da değinmek gerekir. Bu bozukluk ise, kişinin cinsel temastan neredeyse tamamen kaçındığı daha ciddi bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır.(DSM-IV) Genel olarak yetişkin nüfusun %20 sinde azalmış cinsel istek bozukluğu olduğu düşünülmektedir. burada tanımda sıkıntılar olabilmektedir. ‘Kişi ne kadar sık cinsel ilişkide bulunmayı istemelidir? Bir kişinin cinsel istek şikayetiyle kliniğe baş vurmasının nedeni, çoğu kez o kişinin cinsel istek düzeyinden memnun olmayan bir başkasının varlığıdır.

Hemen hemen bütün vakalarda cinsel ilişkiye yönelik isteksizlik varsa, altta yatan nedenlerin doğasında psikolojik faktörler vardır. Kliniklere baş vuran kişiler gözden geçirildiğinde, dini inançlar örneğin Ortodoks olma, tercih edilmeyen cinsiyetteki bir eşle cinsel birleşme yaşamaya çalışma, kontrolü kaybetme korkusu, hamilelikten korkma, depresyon, sakinleştirici yada hipertansiyon ilaçlarına bağlı olarak ortaya çıkan yan etkiler, eşin cinsel fantazilerinden rahatsızlık duyma, evlilikte ve diğer aile bireyleriyle çatışma olması, gergin insan ilişkileri, hijyen kuralları ve özbakım konusunda eşini yeterince iyi bulmama gibi özellikler sayılabilir. Diğer psikolojik faktörler arasında, reddedilmekten ve başarısız olmaktan korkma, eleştirileceğinden, mahcup olacağından ya da beceremeyeceğinden korkma, vücut şekliyle ilgili kaygı duyma, performans kaygısı, bir eşe ya da bütün karşı cinse yönelik öfke duyma gibi sebepler cinsel aktiviteyi azaltan nedenlerdir. Erkeklerin çoğu, bu sorunlarını eşleriyle ya da başkalarıyla konuşmaktan rahatsız olurlar ve daha kolay bir biçimde cinsel ilişkiden kaçınmayı tercih ederler ya da cinsel istek eksikliklerini stres üzüntü gibi durumlara atfederler.

Erken boşalma: Erken boşalma en genel görülen fonksiyon bozukluğudur ve tedavisi en kolay olanıdır. Erkeklerin %40 ı yaşamlarının bir döneminde böyle bir sorun yaşarlar.  Masters and Johnson erken boşalmayı yüzde elli oranında kadın orgazma ulaşmadan erkeğin boşalmayı geciktirmede sorun yaşaması olarak tanımlarlar.( eğer kadın eşinin erken boşalmasından değil de başka bir nedenden dolayı boşalma sorunu yaşıyorsa, bu sorun tanımlanmaz.) Diğer terapistler erken boşalmayı, penisin vajinaya girmesiyle birlikte, erkeğin otuz saniyeden bir dakikaya kadar boşalmayı geciktirmede sorun yaşaması olarak tanımlarlar. Labaratuar çalışmaları, bu sorunu yaşayan erkeklerin cinsel uyarılma eşiklerinin düşük olduğunu göstermiştir. Belirgin derecede kaygı ile birlikte görülür. Bu kaygıyı yaratan, cinsel ilişkide birleşmenin aşırı derecede önemsenmesinin bir sonucu olabilir. Boşalmayla birlikte sertleşmenin kaybolması, kadının orgazm hazzından mahrum kalması, çiftlerin geleneksel cinsel birleşmeyi tüm diğer cinsel aktivitelerden daha fazla önemsemelerine yol açmaktadır. Çoğunlukla erken boşalma, öğrenilmiş bir davranış olarak ortaya çıkar. Erken cinsel deneyimler doğası gereği aceleye getirilmiştir. Mastürbasyon yaparken bile yakalanmaktan korkulduğu için hızlı olmak zorunluluğu vardır. Gençlikten erkekliğe ilerlerken, erkekler kendi kendilerini cinsel süreçlerden alınan zevklerden ya da eşlerinin alacağı zevkten çok, ilişki sonucunda kendi alacakları zevki tatmaya yönelik eğitirler. Bu erkeklerin çoğu için seks objesi daima ve sürekli vardır, ve boşalma mümkün olabildiğince çabuk olmalıdır. Bu çabuk boşalma davranışı sadece bir kaç deneyimlemeden sonra erkekler için hayatlarının bir parçası haline gelebilir. Daha sonra bu durum, birleşmenin olacağı herhangi bir durumda kaygı düzeyini arttırır, kaygı düzeyi de bunun( erken boşalmanın) olma olasılığını arttırır. Erkeklerin eşini memnun edememekten korkması ve ilişkide yetersiz hissetmesi de küçük düşme ve huzursuz olmak yerine, cinsellikten kaçınma davranışı göstermesine neden olur.

Cinsel terapi egzersizleriyle erkek yeniden boşalma kontrolü sağlayabilmekte, ilişki süresini uzatabilmektedir. Penis ve vajinaya, yani birleşmeye odaklanılmadığı takdirde eşlerin kaygı düzeyi, erkeğin boşalmayı daha iyi kontrol edebilmesine imkan verecek ölçüde azalmaktadır.

Gecikmiş boşalma ya da boşalmada yetersizlik:  Erken boşalmaya nispeten daha az rastlanan bir sorundur. Boşalmada yetersizlik, erken boşalmanın tam karşıtıdır ve vajen içine boşalmada problem yaşamayı işaret eder. Bu sorundan muzdarip bir erkek ereksiyonu 30 dakikadan bir saate kadar yaşayabilir, fakat psikolojik olarak boşalmayla ilgili düşüncelerle meşgul oldukları için, orgazma ulaşmakta başarılı olamazlar. Genellikle cinsel birleşmeyi tatmin edici olarak deneyimlemezler. Bu fonksiyon bozukluğunun fark edilmemiş olmasının nedenlerinden biri de, erkeğin partnerinin genellikle tatmin olması ve çoğu zaman erkeğin boşalmaması sorunundan dolayı(gecikmesinden kaynaklı olarak) eşinin birkaç kez orgazmı yaşamasıdır. Gecikmiş boşalma sorunundan muzdarip bir çok erkek mastürbasyon sırasında süreyi uzatmadan hemen boşalabilmektedir. Bu soruna neden olan psikolojik faktörler arasında, dinsel kısıtlamalar, kontrolü bırakma korkusu, sevgi verememe, gebe bırakmaktan korkma, ve eşine yönelik fiziksel ilginin eksikliği ya da hoşlanmama gibi bir çok faktör bu duruma eşlik edebilir. Bunun gibi psikolojik faktörlere ek olarak, kişinin eşine karşı karmaşık duygulara sahip olması, bastırılmış öfke, terk edilmekten korkma, ve zihnin takıntılı olarak meşgul olması, gecikmiş boşalmanın gerçekleşmesinde belirgin rol oynar.

Birincil ve İkincil Ereksiyon(Sertleşme) Bozukluğu: Erkekte sertleşme problemi daha önceleri iktidarsızlık olarak adlandırılmaktaydı. İktidarsızlık ifadesi erkeğin güçlü, kontrollü ve gerçek bir erkek olmadığı izlenimini vermektedir. Kadınlar için kullanılan cinsel soğukluk ise, kadının duygusal olarak soğuk, mesafeli, antipatik ve hissiz olduğu izlenimini vermektedir. Bugün iktidarsızlık ve cinsel soğukluk kavramları yerine, bu sorun cinsel uyarılma bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Birincil erektil fonksiyon(sertleşme) bozukluğu, bir erkeğin vajinal yoldan, kadınla ilişkiye girme durumu söz konusu olduğunda hiçbir şekilde ereksiyona ulaşamama(sertleşme sağlayamama) bozukluğunu tanımlar. İkincil erektil fonksiyon(sertleşme) bozukluğu ise, ereksiyonu sürdüremeyen ya da belki bir kez ereksiyon yaşayan bir erkeğin, hayatı boyunca en az bir kez bile olsa vajinal yolla ilişkiye girebilmiş olma durumudur. Tesadüfi olarak ereksiyon olmaktaki başarısızlık, ikincil erektil fonksiyon(sertleşme) bozukluğu ile karıştırılmamalıdır. Ailevi, sosyal, psikolojik faktörler birincil sertleşme problemine katkıda bulunurlar. Etkileyen en belirgin faktörlerin bazıları şunlardır:

1) performans anksiyetesi(kaygısı): Ereksiyon (sertleşme) olup olmayacağıyla ilgili kaygı duygusunun kronik olarak hissedilmesi durumudur.

2) anneyle çekici(baştan çıkarıcı) bir ilişkinin olması; Anne-oğul ilişkisinde sınırların net çizilememesi, yakınlığın baştan çıkarıcı olarak deneyimlenmesi

3) cinselliği günah olarak gösteren dinsel inançlar

4) ilk travmatik başarısızlık

5) kadınlara karşı öfke

6) bir kadını hamile bırakmaktan korkma.

KADIN CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUĞU

Genel fonksiyon bozukluğu: Bu fonksiyon bozuklukları bir cinsel terapist olan Helen Singer Kaplan’a göre; cinsel davranışa yönelik genel isteği engelleyen özelliklerle kendisini gösterir. Kadınlarda cinsel birleşme için yeterli düzeyde ıslanmanın olmaması,  istek ve arzunun yokluğu şeklinde tanımlanabilir. Bu problemi yaşayan bir kadın kendisi için nelerin cinsel açıdan uyarıcı olduğunun farkında olmayabilir, hatta kendi anatomisi hakkında yeterli bilgiye sahip olmayabilir. Cinsel ihtiyaçları hakkında konuşmaktan utanma davranışı da buna eklenince, eşinin davranışlarını uyarıcı bulmayabilir, hatta tiksindirici bile bulabilir. Başka bir deyişle, bu kadınlar değişik şiddetlerde evrensel bir cinsel engelleme ortaya koyarlar.

Orgazm bozukluğu:  Kadınların en çok yakındıkları problemlerden biride orgazmın belirgin bir biçimde baskılanması, psikolojik olarak engellenmesidir. Bu problemi açıklamak için pek çok neden sıralanabilir. Belki de kadınların erkeklerin aksine orgazm olmayı öğrenmeleri gerekmektedir, yani belki de orgazm kadınlar için erkeklerde olduğu gibi doğuştan bir durum değildir. Erkeklerde hemen hemen her zaman orgazmla ortaya çıkan boşalma üremenin olabilmesi için zorunludur. Araştırma sonuçları ilk cinsel birleşme yaşantısından önce hiç mastürbasyon yapmamış ya da çok az yapmış kadınlarda orgazm olamama sorununun, mastürbasyon yapmış kadınlara oranla daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Cinsel uyarılma esnasında çok az heyecan duyan kadınlar gibi orgazm olamayan kadınlar da kendi genital anatomilerinin farkında olmadıklarından, bu konudaki ihtiyaçlarının neler olduğunu bilememekte ve dolayısıyla eşleriyle bu konuda iletişim kuramamaktadırlar. Kronik alkol kullanımı da kadınlarda orgazm bozukluğunun ortaya çıkmasında rol oynayan somatik(bedensel) bir faktör olabilir. Orgazm eşiği açısından kadınlar farklılık gösterirler. Bazıları çok fazla klitoral uyarım olmadan orgazma ulaşabilirken, bazıları ön sevişme ve birleşme sırasında yoğun ve uzun süreli uyarılmaya gereksinim duyabilirler. Bir çok erkek bu durum karşısında sorun yaşamaktadır. Kadının cinsel birleşme esnasında bir yandan klitoral uyarılmaya ihtiyaç duyması, erkeğin kendisinin ve penisinin yetersiz kaldığı şeklinde yorumlanmaktadır ki, erkeğin bu yoruma bağlı kalarak gösterdiği tepkiler de kadının orgazm probleminin ortaya çıkmasına katkıda bulunur.

Diğer bir problem kontrolü kaybetme korkusudur. Bu korkuyu yaşayan kadınlar, orgazm sırasında kontrolsüz bir şekilde bağıracaklarından, kendilerini küçük düşüreceklerinden ve ya bayılacaklarından korkarlar. Bununla bağlantılı olarak engellenme nedeni de, insanın bilincinden ve kontrolü sağlayan aklından uzaklaşarak, vücuduna teslim olmasının yakışıksız bir davranış olduğu inancıdır. Her ne kadar bazı kadınlar öfke duydukları hatta küçümsedikleri erkeklerle sevişmekten zevk alsalar da, pek çoğu böyle erkeklerle birlikteyken kendilerini tutarlar. Eşlerden birinin diğerine cinsel hisler beslememesi de bu sorunun yaşanmasında rol oynayan bir başka faktördür.

Mastürbasyondan suçluluk duyma ve bastırma, kendi bedeninden rahatsızlık duyma bu fonksiyon bozukluğuna katkıda bulunan diğer faktörlerdir. Eğitim ve uygulama pratikleriyle, birçok kadına orgazma ulaşma öğretilebilir.

Vajinismus. Bu, nispeten daha ender görülen bozukluk, vajinal girişteki kasılma durumuyla karakterizedir. Vajina istenilmeden yapılan bir hareketle, içine girilmesi söz konusu olduğu zamanlarda gergin bir şekilde kapanır ve cinsel ilişkiyi engeller. Diğer yandan vajinismus sorunu yaşayan kadın cinsel tepki verme eğilimindedir ve klitoral uyarılmayla orgazma ulaşabilir. Cinsel istek normal düzeyde olabilir. Ereksiyon sorunu yaşayan erkeklerde bulunan benzer tutumlar, bu kadınlarda da bulunmuştur. Dinsel tabular, fiziksel saldırı, bastırılmış ya da kontrol edilen öfke, ve ağrılı cinsel ilişki yaşama geçmişi gibi bütün faktörler bu bozukluğa katkıda bulunurlar.

Cinsel anestezi: Bazı kadınlar fiziksel temasta bulunulduğunda rahat hissetmelerine ve yakınlaşmadan keyif aldıklarını belirtmelerine karşın, cinsel uyarılmaya maruz kaldıklarında hiç bir şey hissetmediklerini iddia ederler. Dokunulmuş olduklarını hissetmelerine rağmen, klitoral uyarılma erotik duygularını uyandırmaz. Dr Kaplan’a göre cinsel anestezi gerçek bir cinsel fonksiyon bozukluğu değildir fakat nevrotik bir bozukluğu (psikolojik başka bir sorunun yansıması olarak) temsil ediyor olabilir ve cinsel terapi sürecinden ziyade psikoterapiyle tedavi edilebilir. Erkeklerdeki cinsel fonksiyon bozukluklarında olduğu gibi, kadınlardaki fonksiyon bozukluklarına da toplumsal, ailevi ve psikolojik açılardan bakılmak ve anlaşılmak zorundadır. Tutumlar, değerler, çocukluk travmaları, yetişkin travmaları gibi bütün faktörler kadının cinsel tepkilerine etki ederler. Ayrıca eşinin değerleri ve tutumları, kullandığı cinsel teknikler gibi, yine kadının verdiği cinsel tepkilerde büyük bir rol oynamaktadır. Uygun olmayan, kafasını karıştıran bir sevgili de kadının cinsel tepki ve davranışlarını belirgin biçimde etkilemektedir. Çünkü kadınlar erkeğin egosuna zarar vermeyi istemezler ve kendi cinsel süreçleri içerisinde kendi cinsel tatminini, eşini tatmin etmek adına kurban edebilirler. Daha sonra cinsel tatmini yaşayamadığı bir deneyimin hayal kırıklığından kaçınmak için, cinsel isteğe karşı ikincil bir engelleme geliştirebilirler. Bu engelleme ve uyum sağlama davranışı, koşullu bir davranış olarak alışkanlığa dönüşebilir.

Engellenen cinsel istek (Ketlenmiş cinsel arzu): Yukarıda da belirtildiği gibi, engellenen cinsel istek daima psikolojik faktörlerden kaynaklanmaktadır( bazı ilaçlar cinsel isteğin azalmasında etkili olabilir). Çünkü bizim toplumumuzda kadınlar ( daha çok orgazma ulaşmayla ilgilenen erkeklere kıyasla) eşleriyle etkili bir bağ kurmayla daha çok ilgilidirler, ve psikolojik iklimlere karşı daha çok hassasiyet gösterme eğilimindedirler. Kadınlar kullanıldıklarını, istismar edildiklerini, anlaşılmadıklarını, reddedildiklerini, ve çekici olmadıklarını hissettiklerinde, cinsel istekleri genellikle etkilenmektedir. Dışa vurulmamış öfke ve incinmişlik depresyona yol açar ve buda cinsel isteği etkiler. Bazen bu duygular pasif-agresif yolla dışa vurulur ve cinsel geri çekilme bunun açık göstergesidir. Cinsellik, özellikle kadınlar için zevk ve rahatlamadan daha fazla bir şeydir, partneriyle iletişim kurmanın bir şeklidir.

CİNSEL TERAPİ Cinsel terapi insan cinselliğinin bütün yönleriyle ilgili danışmanlığı, bilgi vermeyi, cinsel zevki arttırmayı, cinsel teknikler geliştirmeyi, doğum kontrolü ve zührevi hastalıkları öğrenmeyi kapsar. Bir çok vakada tedavi kısa sürer, ve belirgin teknikleri elde etmeyi, ev ödevlerini, ve uygulama pratiklerini içerir. Bazı vakalarda altta yatan sorunlar daha karmaşıktır. Vakaların, hem bilinç düzeyinde hem de bilinç  altındaki, işlev  bozukluğuna eşlik eden psikolojik ve geçmiş yaşantısında etki eden faktörleri keşfetmesini sağlar. Fakat bu vakalarda bile eğer vaka yeteri kadar motive olmuşsa, işbirliğine açıksa ve öğrenmeye istekliyse, başarıya ulaşma olasılığı çok yüksektir. Belkide davranışçı-bilimsel terapiler psikoterapinin hiçbir alanında cinsel terapilerde olduğu kadar başarılı değildir. (LoPiccolo ve ark.,1985) Ne yazık ki bir çok insan yardım istemek yerine cinsel hayatlarından daha az  tatmin almayı ve bu fonksiyon bozukluğuyla yaşamayı tercih etmektedirler. Cinsel yaşamlarını profesyonel bir insanla konuşmaktan duydukları mahcubiyet onlar için çok önemlidir. Cinsel yaşamlarını kendilerine göre ayarlayan başka insanlarda vardır ve bunlar hayat arkadaşlarının mutsuz olması olasılığına rağmen yardım almayı reddederler. Bu insanlar eşlerinin cinsel hayatlarıyla ilgili mutsuz olduklarını duyduklarında, bunu bir eleştiri olarak yaşadıklarında, savunmacı olurlar ve genellikle kendilerini keşfetmek için cinsel terapiste açılmayı seçmek yerine, ya kırıcı ya da sinirli davranırlar.

CİNSEL TERAPİDE MÜDAHELE EDİLEN PSİKOLOJİK SÜREÇLER

1) KAYGININ AZALTILMASI (STRES): Kaygı yaratan duruma kişinin aşamalı ve sistematik olarak maruz bırakılması şeklinde uygulanan bir davranışçı terapi modelidir. Bilişsel olarak kaygı yaratan durum hakkında yanlış ve çarpıtılmış bilgilerin değiştirilmesi hedeflenir.

Genellikle tanımlanmayan(kaynağı belli olmayan) stres, geçici cinsel fonksiyon bozukluğu oluşturur, zamanla kalıcı hale gelir. Ne yazık ki insanlar cinselliği özel bir mesele olarak düşünürler, ve bunu diğerleriyle tartışmaktan çekinirler. Hatta herhangi bir hastalığın yada ameliyatın neticesinde cinsel sorun yaşayan kişiler bile, probleme kendilerini alıştırdıkları gerçeğiyle yüzleşmemek için cinsel terapi almakta zorluk yaşarlar. Bir çok erkek gereksiz yere, profesyonel yardım almak yerine, cinsellikten tamamen uzak kalmayı seçer. Kendi gururları cinsel tatmin almanın başka bir yoludur. Stres düzeyi normalleştirilerek kişiye destek olunabilir.

2) TUTUM: Cinsel fonksiyon bozukluğuna neden olan en önemli faktörlerden biri de kişinin bozukluğa karşı tutumudur. Eğer kişi bu durumu kendi iyi olma hissini azaltan bir durum olarak görüyorsa ve insan olmaya yönelik genel değerlerini olumsuz etkilediğini düşünüyorsa, cinsel terapi biraz daha uzun sürer, çünkü biz öncelikle bu içsel duyguların üstesinden gelmek zorundayızdır. Duyulara odaklanma şeklinde davranışçı terapilerle kişinin tutumlarında değişiklik yaratılabilmektedir. Akılcı- duygusal terapi, cinsel işlev bozukluğu olan kişilerin “mastürbasyon” ile ilgili olarak sorun yaratan, “meliyim”, “malıyım” şeklindeki düşüncelerinin daha az zorlayıcı düşüncelere dönüştürülmesine yardımcı olur.
3) MOTİVASYON: Eşlik eden diğer faktörde kişinin ve hayat arkadaşının ya da partnerinin motivasyonudur. Eşinin işbirliği, katılımı ve desteği süreçleri hızlandırabilir ve bir çok vakada etkili bir tedavi için gereklidir. Hatırlayın ki, dansta gurup içinde bir kişideki bozulma, bütün gurubun bozulması anlamına gelmektedir. Cinsel terapi de cinselliğin kendisi gibi uyum sağlanan işbirlikçi bir girişimdir. 4) PERFORMANS ANKSİYETESİ(KAYGISI): Bu durum sıklıkla cinsel fonksiyon bozukluğunu hazırlayıcı bir nedendir. Kişiler çoğunlukla kendi cinsel performanslarına ya da eşlerinin performanslarına odaklanırlar, bundan dolayı süreçlerdeki işaretleri gözden kaçırırlar. Keyif almaktan(hazdan) memnun olmak, birlikte olmayı, bir insanın dokunuşundan haz duymayı kapsar ve aşk yapma(yaşama) birincil odak noktası olmalıdır. Birçok insan birbirleriyle olmaktan keyif almak yerine, kendilerini incelemekle aşırı meşgul olurlar.
Uzm.Psk. NUR GEZEK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir