Yüksek Tansiyon, Kalp krizi ve astımın stresle ilişkisi

YOĞUN STRES HASTA EDER
 
       Yoğun stres ve yaşam stresörleri dediğimiz sıkıntı, kontrol edilemeyen uyarıcı, felaket düzeyindeki yaşam olayları, günlük zorluklar, uyku yoksunluğu insan sağlığını ciddi anlamda tehdit eden unsurlardır. Stresörlerin büyük çoğunluğu insanlar tarafından hoşa gitmeyen olaylar olarak görülen yaşantılardır. Ancak sadece olumsuzluk olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin evlilik olumlu bir olaydır, ancak uyum sağlama süreci gerektirdiği için streslidir. Stresin de rol oynadığı hastalıkların bazıları şunlardır:
 
YÜKSEK TANSİYON
 
       Genellikle yüksek kan basıncı olarak da bilinen yüksek tansiyon, insanları kalp krizi ve inmelere yatkın kılar ve böbrek yetmezliğine yol açarak öldürür. Yüksek tansiyonun tanımlanmış belirgin bir organik nedeni yoktur. Amerika’da yetişkin nüfusun %15 ile %33’ünde çeşitli derecelerde yüksek tansiyon bulunmaktadır. Üniversite öğrencilerinin %10 kadarında yüksek tansiyon vardır ancak bir çoğu bunun farkında değildir. Hastalık bu yüzden sesiz katil olarak bilinir.
 Stres, kızgınlık ve kan basıncı yükselmesi incelendiğinde, stresli görüşmelerin, doğal afetlerin ve iş streslerinin hemen hepsinin kan basıncında kısa süreli yükselmelere neden olduğu bulunmuştur. Kan basıncı, aynı zamanda bireyin duygu durumuna bağlı olarak günlük yaşamında iniş çıkışlar göstermekte, öfke anında ise belirgin bir biçimde artmaktadır. Özellikle iş kaybının etkileri bir grup işçinin işlerine son verilmeden iki ay önce ve iş kaybından iki yıl sonra incelenmeleriyle araştırılmıştır. Düzenli bir iş bulmakta çok zorlanan bireylerde uzun bir dönem yüksek kan basıncı yakınması olduğu görülmüştür. Genel olarak bunun gibi kronik psikolojik stresin esansiyel yüksek tansiyonda önemli bir etken olduğu kabul edilmektedir.
 
       Bazı insanlar ve hayvanlar yüksek tansiyona yatkındır. Tuza, sosyal izolasyona duyarlılık, çok çabuk kızmak, öfkelenmek ve kardiovasküler reaktivite, bazı insanların diğerlerine göre stres karşısında daha fazla yüksek tansiyon geliştirmelerine neden olan yatkınlık faktörleri arasındadır.
 
KALP KRİZİ
 
       Ağır fiziksel hareketler ve öfke nöbetleri kısa vadede kalp krizini tetikleyebilir. Evlilik çatışması ve maddi endişeler gibi daha kronik streslerde kalp kriziyle ilişkilidir. Son zamanlarda üzerinde çalışılan en önemli stresörlerden biri iş zorluğudur. İş zorluğu durumu, kişinin yüksek düzeyde taleplerle karşılaştığı, kendisinden çok az zamanda fazla iş yapmasının beklendiği, bunların yanı sıra insiyatifin az olduğu ve bireyin işle ilgili becerilerinin tam olarak sergilenmesine olanak tanınmadığı durumları içermektedir. Çoğu araştırma yüksek düzeyde iş zorluğunun kalp krizi için yüksek risk ile eşleştiğini göstermektedir.
 
       Koroner kalp hastalığına yatkınlık ve hastalığı hazırlayıcı etkenlere yönelik araştırmalar daha çok psikolojik faktörlere odaklaşmaya başlamıştır. Özellikle A tipi davranış örüntüsü koroner-bağlantılı davranış olarak tanımlanmıştır. A tipi kişilerin başarı ve ilerleme için yoğun ve rekabetçi güdüleri vardır ve abartılmış zaman baskısı duygusu ve acele etme gereksinimi görülür, başkalarına karşı da oldukça saldırgan ve düşmanca davranırlar. A tipi kişiler işlerine aşırı derecede düşkündürler, sıklıkla iki işi birden yapmaya kalkarlar ve bir işin iyi olması için o işi kendilerinin yapması gerektiğine inanırlar. Kuyrukta beklemeye katlanamazlar ve kazanmak için her yolu denerler, karşılarındaki çocuk olsa bile sabırsız ve saldırgandırlar. Çabuk düşünür, çabuk konuşurlar, dizlerini sallarlar, parmaklarını hareket ettirip ayaklarını sallar, gözlerini çabuk çabuk kırparlar. Etraflarını fark edemeyecek ve güzelliklerle ilgilenmeyecek kadar meşguldürler. Başarılarının çetelesini, yazılan makale sayısı, bitirilen projeler ya da biriktirilen maddi eşyalarla tutarlar. Bazıları süregelen başarma mücadelesinin altta yatan güvensizlik ve benlik saygısının azlığıyla güdülendiğini ileri sürmektedirler. (Price, 1982; Williams ve ark.1992)
 
       İkinci davranış örüntüsü ise B tipidir. B tipi kişiler daha sakindir ve bu tip baskıları hissetmezler. A tipi olarak tanımlanmış bireylerin yapılan araştırmalarda B tipi olarak tanımlananlardan iki kat daha fazla koroner kalp hastalığına yakalandığı tesbit edilmiştir. Ayrıca koroner kalp hastalığı olan A tipi erkekler diğer kalp hastalığı olan hastalardan beş kat daha fazla ikinci bir kalp krizi geçirme olasılığına sahiptirler.
 
ASTIM
 
       Astım sağlık harcamalarında 4 milyar dolarlık bir pay tutmaktadır ve diğer hastalıklardaki durumun aksine astımdaki ölüm oranı 1979’dan 1987’ ye iki kat artmıştır ve 1990’larda hiçbir iniş işareti göstermemiştir.
 
       Astım nöbetleri zaman zaman ve değişen şiddetlerde görülür. Çoğunlukla astım nöbeti aniden başlar. Astımı olan kişiler göğsünde sıkışıklık hisseder, öksürür, hırıltı ile nefes alır ve balgam çıkarır. Şiddetli bir nöbet gerçekten de çok korkutucu olabilir ve panik atağa neden olabilir. Astımlı nefes alıp vermede büyük güçlük çeker ve boğuluyormuş hissine kapılır. Hırıltı, hırıltılı nefesler ve öksürük hissettiği dehşeti arttırır. Bu çabalardan yorgun ve bitkin düşerler ve nöbet biraz hafifleyince uykuya dalarlar.
 
       Astım ilk başta alerji ya da enfeksiyon nedeniyle ortaya çıksa da, psikolojik stres, nöbetleri kışkırtmaktadır. Yapılan araştırmalar genellikle astımlı hastalarda yüksek oranda duygusallık bulmuşlardır. Labaratuar ortamında yapılan araştırmalarda astımlı hastalar stresörler karşısında yüz tepkilerinin daha şiddetli olduğu kadar, daha düşmanca ve çaresiz oldukları yönünde değerlendirilmişlerdir. Ayrıca araştırmalar, duygusal uyarılma ile astım nöbetleri arasında, duygunun nöbeti harekete geçirmedeki rolüne açıkça işaret eden biz zamansal örüntüde göstermişlerdir.
 
       Astımı başlatan ya da harekete geçiren psikolojik stres kayaklarından biri, çatışmalı ebeveyn-çocuk ilişkisidir. Bir araştırmada astımı olan 150 hamile kadın incelenmiştir. Araştırmacılar kalıtımsal risk altındaki çocukların aile ilişkilerini de incelemek istemişlerdir. Aileler, bebeğe ilişkin tutumların, duyarlılıklarının, ebeveyn görevlerinin bölüşülmesinin ve herhangi bir duygusal bozulmanın varlığının değerlendirilmesi için, doğumun üçüncü haftasından itibaren görüşmeye alınmışlardır. Annelerin geçen bir yıl içindeki stres miktarları da incelenmiştir. Çocuklar üç yıl boyunca yakından takibe alınmışlardır. Sonuçlar, astımın, anneleri yüksek oranda stres yaşayan ve çeşitli sorunlar yaşadıklarını belirten ailelerin çocukları arasında yüksek oranda olduğuna işaret etmiştir. Bazı çocuklarda evdeki duygusal faktörler astım nöbetinin ortaya çıkmasında önemli olsada diğerlerinde hastalık ilk önce aileyle ilgili olmayan nedenlerle başlamakta ve daha sonra ebeveynler, bilmeden bazı belirtileri ödüllendirmektedirler. Örneğin ebeveynler astımlı çocuklarının yemeklerini kendileri yedirebilirler ve astımdan dolayı onlara özel muamele yapabilirler.
 
       Stres yönetimi strese bağlı hastalıkların tedavisinde son derece önemlidir. Stresin, bağışıklık sistemi bozukluğundan kaynaklanan sorunlar gibi çok çeşitli tıbbi hastalıklarda oynadığı rolün öneminin fark edilmesiyle birlikte, stres yönetiminin bağışıklık sistemi işlevlerindeki stres ile ilişkili bozulmaları azaltma stratejisi olarak da kullanımı açısından önemi artmıştır. Stres yönetimi, tansiyon, baş ağrısı, kanser, yüksek tansiyon ve kronik ağrı gibi diğer pek çok hastalıkla baş etmede başarıyla kullanılmaktadır. Stres yönetiminde çeşitli teknikler yer almakta ve bir uygulama sürecinde birden fazla teknik bir arada kullanılmaktadır. Bu teknikler kısaca uyarılmanın azaltılması, kişiye geveşemenin öğretilmesi ve stresli durumlarda bunu rahatlıkla kullanabilmesinin öğretilmesi; bilişsel yeniden yapılandırma; davranışsal beceri eğitimi, çevresel değişim yaklaşımı gibi yöntemlerdir.
 
Kaynak: Abnormal Psychology
 
Hazırlayan:Psk.Nur GEZEK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir