Tag Archive | "NE"

HAYATIN ANLAMI NEDİR?


HAYATIN ANLAMI VE YAŞAMA SANATI ÜZERİNE KISA NOTLAR

Yaşamak bir sanattır ve bu sanat bir insanın yapabileceği en önemli, en zor ve en çetrefilli( çok yönlü ya da karmaşık) sanat türüdür. Bu sanatın özel araç ve gereçleri bulunmaz. Onun tek aracı, insanın kendisi ve potansiyel güçleridir. Yaşama sanatının içinde insan, hem sanatçı, ama aynı anda hem de sanatçının ürünüdür. Yani hem heykeltıraş, hem de taş veya hem doktor hem de hastadır. (Psikanaliz ve Ahlak)

İnsanın hayatı boyunca en önemli ödevi, kendi içsel güçlerinin ve iç potansiyelinin gelişmesine, ortaya çıkmasına, kısaca içsel doğumuna gayret etmektir. Bu çalışmanın sonucu ve mükafatı ise, kendi gerçek kişiliğini elde etmesidir. Bir kişinin elindeki bu potansiyel güçleri ne dereceye kadar gerçekleştirdiği ve ne kadarını kullanıma sunduğu, yani ödevini ne kadar başardığı, objektif bir değerlendirme ile hemen ortaya çıkar. Kendini gerçekleştirmekte başarısız kalan bir, tıpkı ödevini yapmamış bir öğrenci gibidir. Ve onu “ tembel” ya da “başarısız” olarak nitelendirmek mümkündür. O kişinin bir sürü zorluklarla mücadele etmek zorunda kalması ya da onunla birlikte diğer kişilerin ve herkesin de ödevini yapmamış olması gibi bahaneler ve mazeretler, bizim bu kararımızı değiştirmez. Çünkü insanın bir tek var olma nedeni vardır, o da kendini ve potansiyel güçlerini geliştirmesidir. Kişiyi saran olumsuz koşulları görmek ya da anlamak, belki bizde acı veya üzüntü duygularının canlanmasına yol açabilir. Ama bu, o kişinin ödevini yapmamasını haklı göstermez. Bir insanı anlamak, onun her hareketini doğrulamak demek değildir. Bir insanı anlamak, onu koşulları içinde değerlendirmektir. Yoksa hiç kimse bir hakim ya da tanrı gibi, bir diğerini yargılama hakkına sahip değildir. (Psikanaliz ve Ahlak)

İnsancıl ahlak anlayışı insanı, kendi fiziksel ve ruhsal bütünlüğü içinde ele alır. Bu anlayışa göre, insan, kendi kendisinin hedefi ve amacı olabilmek için, önce kendisini bilmek ve kendisi olmak kararını almalıdır. İnsancıl ahlak şöyle söyler: İnsan eğer canlıysa neleri yapması gerektiğini iyi bilir. Canlı olmak çalışkan ve üretici olmak, ayrıca kendi insanca güçlerini soyut bir takım hedefler yerine, kendisi, insan ve varoluş amacı doğrultusunda kullanmak demektir. Eğer bir kişi kendi ideallerinin ve varoluş amacının, kendisi dışında ( göklerde, geçmişte ya da gelecekte ) olduğuna inanıyorsa, o kişi kendini ve gerçekliği dışarıda arar ve hiçbir zamanda onu bulamaz. Böyle bir insan, ömrünü mümkün olan her yerde kendisine cevaplar ve çözümler arayarak geçirir. Oysa gerçek kendisine öylesine yakındır ki: Cevap kendinde ve kendi içindedir. (Psikanaliz ve Ahlak)

İnsan, ,içinden gelen sese göre davranır ve böylece kendi özünü gerçekleştirerek, insan oluşunu ortaya koyarsa, dünya ile ilişkiye geçmiş demektir. O, artık yalnız, tek başına ve içine kapalı bir atom olmaktan çıkıp; çalışan, üreten ve yaratan bir birey olmuştur. Ve bu yolla, yaşamanın tek amacının, hayatın doğrulanması ve dolu dolu yaşanması olduğunu da anlar. (Özgür Olmaktan Korkmak)

Korkular, anlamsızlık duygusu, güçsüzlük ve ölümden sonra ne olacağını bilememe gibi düşünceler, insanların çoğu için dayanılması mümkün olmayan bir ruhsal durum oluştururlar. Ama böylesi korkulara kapılan herkes, kendini huzurlu hissetme, hayatı sevme ve gelecekten korkmadan ileriye doğru adım atma şanslarını da yitirir. (Özgür Olmaktan Korkmak)

İnsan, tarihsel çelişki ve çatışmalara karşı tepkide bulunma ve bunları kendi davranışları ile düzeltme imkanına sahiptir. Kendi varoluşundan kaynaklanan çelişki ve sorunları ise çözemez. Onlara karşı ancak değişik tepkiler gösterir. Bazen, süslenmiş ve güzelleştirilmiş olan sakinleştirici ideolojilere sığınır. Kimi zaman içsel huzursuzluğunu, aşırı bir aktivite (canlılık) ile aşmaya çalışır. Kendini, kendi dışındaki egemen güçlerin elinde edilgen bir araç haline getirip, özgürlüğün sorumluluğundan kurtulmak isteyebilir. Böylece kişiliğini ortadan yok ederek, huzura ulaşacağını sanır. Ama sonuçta yine huzursuz, mutsuz ve korku dolu olarak kalır. ( Psikanaliz ve Ahlak)

İnsanın ( açlık, susuzluk, uyku ve cinsel ihtiyaç gibi) hayvanla benzeşen ihtiyaçları önemlidir. Çünkü bunlar, vücudun biyolojik ihtiyaçlarından kaynaklanır ve eğer doyurulmazlarsa, insan üzerinde büyük bir baskı oluştururlar. Ama bu fizyolojik ihtiyaçların giderilmesi, o insanın zihinsel ve ruhsal olarak da sağlıklı olmasına yetmez. Böylesi bir sağlık için, insana özel ve insan olmak nedeniyle ortaya çıkan ihtiyaçların tatmin edilmesi gerekir. Bu tür ihtiyaçlardan en belli başlı olanları şunlardır: Bir yere ait olmak, yakınlık hissi, kökten ilişkiler yaşamak, insanlarla özdeşleşmek, davranışlarını ayarlayacak bir düşünce planına sahip olmak, fiziksel olanın ötesine ulaşma arzusu ve kendini verip, adayabilecekleri bir nesne bulmak. Önce varoluşundan kaynaklanan çelişki ve sorunlara her an yeni çözümler ve cevaplar bulmak zorunda oluş, sonra da evren, diğer insanlar ve giderek insanın kendisi ile daima yeni ve daha ileride bir bütünselliğe ulaşma çabası, her türlü psişik gücün kaynağını oluştururlar. Bu güç insanı motive ederek aktif olmaya yöneltir. Ama aynı kaynaktan beslenen insanın tutkuları, heyecanları ve korkuları da insanı engelleyici bir etki yaratırlar. ( Hasta Bir Toplumdan Çıkış Yolları)

İnsan, diğer insanlar ve evren ile birlik içinde olduğu o ilk bütünsellik halinden ayrılıp, kendi bireyselliğinin farkına vardıkça, önünse iki seçeneğin var olduğunu görür. <ya içinden gelen sevgi ve üretici çalışma güçlerini kullanarak ( yani kendini gerçekleştirerek) dünya ile bir olmaya çalışacak ya da özgürlüğünü ve kendi kişisel bütünlüğünü feda ederek, herhangi bir biçimde “güvensizlik içindeki bir asalak” olarak hayatını sürdürecektir. (Özgür Olmaktan Korkmak)

“Canlı olmak” statik ( yani durağan) değil, dinamik bir süreçtir. Fiziksel bir organizmanın kendine özgü güçlerinin varlığı, onların gerçekleştirmesini zorunlu kılar. Aslında bu varoluş ve gelişim dediğimiz olgu, bir ve aynı şeydir. Her organizma, kendindeki bu potansiyel imkanları değerlendirme, açma, geliştirme ve serpilme yönünde bir eğilim gösterir. Bu nedenle, insanca bir hayatın amacı, insanın kendi içsel güçlerini, insanın doğasına uygun olan bir biçimde geliştirmesidir. (Psikanaliz ve Ahlak)

Eğer bir insanın varoluşu, kendi çabaları ile olmuşsa ve o insan kendi ayakları üzerinde duruyorsa, böyle bir kimse kendini güçsüz hissetmez ve peşine takılacak ideolojiler aramak gereğini de duymaz. Bir insan kendi akıl ve sevgi güçlerini ne kadar geliştirirse, kendisi ve çevresiyle özdeşlik ve birlik duygusu da o kadar artar. Çünkü onun bu olgun kişiliği, kendi benliğinin meyvasıdır ve herhangi bir toplumsal rol ya da statüden doğmaz. Böyle bir insan başkalarına ne kadar çok verir ve içsel bütünlüğü ile özgürlüğünü feda etmeden onlarla ne kadar ilişkiye girerse, görür ki; ortaya çıkan o insanca öz, herkeste aynıdır. ( Toplumsal Bilinçaltının Araştırılması)

Hayatın anlamı ve amacı,  yoğun yaşamak, özgür olmak ve tam uyanık ( dikkatli) bulunmaktır. Güçsüzlük duygusu ile birtakım çocuksu düşüncelerin peşine takılmadan, kendi sınırlı ama gerçek güçlerini tanıyıp, onlara ulaşmaya çalışmaktır. İnsanın hem dünyanın merkezi olacak kadar önemli, hem de bir ormandaki sinek kadar önemsiz olduğu gerçeğini ve çelişkisini kavrayacak olgunluğa ulaşmaktır. Hayatı sevmek ve buna rağmen ölümden korkmadan, onu kabullenmek becerisidir. Hayatla ilgili bizi ilgilendiren bir çok soruya cevap bulamamak, ama bunca belirsizliğe rağmen, gerçeği böyle olduğu gibi kabul etmektir. Kendimizden bir parça olan düşünme ve hissetme özelliklerimizle, hem kendimizi biricik ve tek, ama aynı zamanda sevdiğimiz insanla, doğayla, diğer insanlar ve kısaca tüm evrenle bir ve aynı hissedebilmektir. Bizi kendi gerçek özümüze, ben’imize çağıran vicdanımızın sesini dinlemek ve onu izlemek ama bunu başaramadığımız zaman da, kendimizden nefret etmemektir. ( Hasta Bir Toplumdan Çıkış Yolları)

Tek bir çözüm var: Gerçeğin gözünün içine bakmak. İnsan dünyada tek başına ve onun kaderine ilgisizmiş gibi duran evrenin içinde yapayalnız. İşte bu gerçeği görmek ve kabul etmek zorundayız. Ve bu sorunu insanların kendi başlarına göğüslemekten başka çareleri de yok. Bunu, onlar için çözecek doğaüstü bir güç de bulunmamakta. İnsan, kendi sorumluluğunu bilmek, bunu üstlenmek ve hayatına ancak kendisinin, o da kendi içsel güçlerini ( sevgi, akıl ve üretici güçler) geliştirip, onların meyvalarını oluşturarak bir anlam verebileceğini, artık iyice anlamalıdır. Ama bu anlamlandırma olayı, insana bir güven ve bir kesinlik rahatlığı getirmez. Çünkü kesinlik arayışı, insanın kendisini geliştirmesini engeller. İnsana kendi güçlerini geliştirmek, güzelleştirmek ve meyva vermesini sağlamak imkanını veren, bilinmezlik ve belirsizliktir. Gerçeği korkusuzca algılayabilenler şunu görürler: hayata siz nasıl bir anlam veriyorsanız, o da size öyle gözükecektir. Üretici, geliştirici ve sevgi dolu yaşamakla, insan kendi hayatını da öyle kurmuş ve belirlemiş olur.

Kaynak: Yaşama Sanatı (Erich Fromm)

Hazırlayan: Psk.Nur GEZEK

Bursa psikolog Nur Gezek

Posted in MakalelerComments (6)

ERGENLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR?


Ergenlik; fiziksel ve ruhsal değişimin en hızlı olduğu, bu fiziksel ve hormonal değişimin bireyi etkilediği, ruhsal karmaşanın da bu etkilenme sonucu en üst seviyede olduğu gelişimin önemli bir dönemidir. Bu dönemde ergen bedensel olarak değişimlere adapte olmaya çalışırken cinsel kimliğiyle ve sosyal rolüyle artık yetişkin olmaya ilk adımları atmıştır. Yetişkin olmak bir birey olarak kendisine özgü bir kimlik ve kişilik geliştirmek demektir. Artık ne çocuktur nede gerçek bir yetişkin. İşte bu belirsizlikle ergen olası bir çok sorunla ve soruyla karşı karşıyadır.

Tam da bu noktada ergen anlaşılmaya en çok ihtiyaç duyduğu dönemi yaşamaktadır. Endişelenen ebeveynlerle, otoritesini hissettiren öğretmenlerle, karşı cinsten etkilendiği diğer ergenlerle baş etmek durumunda kalacak, bir gruba ait olmaya yönelik girişimlerde bulunacak, bir ideolojik görüş seçme zorunluluğu hissedecek ve adapte olmaya çalıştığı fiziksel değişimlerle baş etmek durumunda kalacaktır. Kendilik tasarımı yani ben kimim, neyim, nasıl bir insanım, ne olmalıyım nasıl olmalıyım gibi bir sürü soru işareti, yüzümdeki sivilceler iyileşecek mi, aşık olduğum kişide beni sevecek mi, boyum diğer arkadaşlarımdan biraz kısa mı gibi ruhsal ve bedensel kaygılar içinde boğulacaktır. Ve sadece anlaşılmaya ihtiyaç duyacaktır.

Peki çevre tarafından asi, isyankar, laf söz dinlemez ve iyice agresif ve inatçı olduğu vurgulanan, bu nedenlerle sürekli çatışılan ergenin gerçekten ihtiyaç duyduğu ve anlaşılması gereken süreçleri nelerdir? Bu süreçler şu şekilde sıralanabilir:

a)Bağımsız, özerk olduğunu hissetme: Bu süreç diğerlerinden ayrı ve bağımsız bir kimlik oluşturma çabasını içerir. Burada dikkat edilmesi gereken en hassas konu, ergenin bu kimliği edinme girişimlerinin içeriğinin ebeveynler tarafından endişe duyularak karşılanmasıdır. Burada otoriteye karşı gelme temel davranış şeklidir. Başkaldırıyor olmak özerk olabilmenin ilk adımıdır ergene göre. Burada baş kaldırının içeriğinin önemi yoktur, her türlü formda otoriteye karşı gelme davranışı sergilenebilir. Bu, endişelenecek bir durum değildir. Saygısızlık olarak değerlendirilmemeli, inadına yapıyor gibi düşünülmemelidir. Ergenin başkaldırma ve karşı gelme tutumu anlayışla karşılanmalıdır. Ergen özerk ve bağımsız bir birey olduğunu bu şekilde hissedebilir. Bu noktada engellenen ergenler bağımsız özerk bir kimlik geliştiremeyeceklerdir. Alay edilen, anlayışla karşılanamayan, düşünceleri ve girişimleri anlaşılamayan, hatta asi tutumundan dolayı şiddetle cezalandırılan ergen özerk bir kimlik geliştirme şansını kaybetmiş olacaktır. Yetişkin olduğunda kendini ifade edemeyen, toplumda suskun kalan ve bağımlı bir kişilik örüntüsüne sahip bir birey olacaktır.

b) Amaç edinebilme: Amaç edinme sürecinde ergen kendine amaçlar belirler. Bu amaçlar gelecekte olmak istediği kişiyle ilgili temel yapı taşlarının oluşturulması sürecinde deneme yanılma yöntemi gibi de düşünülebilir. Önemli olan bir amaç edinme, bu amaca yönelebilme ve uygulayabilme yetisinin kazanılabilmesidir. Amaçların içeriğinin önemi yoktur. Çok iyi eğitimli bir ailenin çocuğu okumak istemediğini, simit satarak hayatını kazanabileceğini söyleyebilir. Burada ergen otoritenin istemediği bir kimliğe bürünerek hem otoriteye karşı gelme hem de bir amaca yönelme davranışıyla iki ihtiyacını aynı anda karşılamayı seçebilir. Bu noktada belirli rollere soyunan ergenin durumu endişeyle karşılanmamalıdır. Seçilen amaçlar kalıcı olacak demek değildir, bunlar gerçekçi olmayan saçma sapan, imkansız amaçlar olabilir, ama ergenin amaç edinme sürecini besleyecek girişimlerdir. Bu tür girişimlerin endişeyle karşılanmaması gelecekte amaç edinmesi için ön çalışma olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

c)Sırdaş edinme: Ergen için sırdaş edinme bu dönemde hayati bir önem taşır. Çevresinde bir çok arkadaşı olabilir ancak sırdaşı olması farklı bir durumdur. Gelecekte sağlam dostlukların kurulma formatı da bu şekilde atılır. Yine aynı şekilde verilen sırların alınan sırlarının içeriğinin önemi yoktur. Hatta paylaşılan sırlar sanal olarak oluşturulmuş sırlar bile olabilir, hoşlanılan bir kız arkadaşla ilgili ya da ortak bir düşmanla ilgili sırlar olabilir ancak bu sırların hayati önemi vardır. Ders çalışma bahanesiyle kaçamak yapılıp bir başka yerde vakit geçirilebilir. Burada ergen mikro dünyasına sırdaşları hariç kimseyi dahil etmek istemez, bir ergenden sırdaşı hakkında bilgi almak oldukça zordur, sırlarına ihanet edenlerde grup yada ergen tarafından dışlanırlar.

d)Karşı cinsle ilişki kurma ve beğenilme: Cinsel kimliğin netleştiği bu dönemde karşı cinse iletişim kurma ve beğenilme ön plana çıkar. Karşı cinsle iletişim kurmaya yönelik girişimleri desteklenmelidir. Özellikle bizim gibi ülkelerde bu durum yine ebeveynler tarafından endişe ile karşılanmakta, iletişim kurma çabası erken yaşta gözü açılma gibi yorumlanmakta ve ketlenmektedir. Ergen bu dönemde mümkün olduğunca açık bir biçimde olmasa da desteklenmeli, asla suçlanmamalıdır. Bu dönemde beğenilme teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlanırsa ergen ileriki yaşamında ilişki sorunları, evlilik problemleri ve değersizlik hissi yaşayabilir.

e)Lider olabilme ve bir lidere bağlanma: Ergen bu dönemde bir lidere bağlanma ve lider olma özelliklerini geliştirmeye yönelik ilk girişimlerinde bulunur. Arkadaş grubu içinde  yetenekli olduğu bir özelliğini sergileyerek liderlik yapabilir, yada lider olan bir kişiye bağlılık geliştirebilir. Bu tip girişimler otorite olarak gördüğü kişiler tarafından desteklenmelidir. Burada özgüven duygusu geliştiği gibi sorumluluk alma ve sorumluluk duyma duyguları gelişir.

f)İdeolojik bir bakış açısı ve dünya görüşü oluşturma: Ergen dünyayı anlamlandırmak, kendisini boşluktan kurtarmak, sınırlarını belirlemek ve varoluşunu anlamlandırmak üzere bir ideolojiye bağlanma ya da bir ideolojik görüş oluşturma ihtiyacı duyar. Burada yine ideolojinin içeriğinin önemi yoktur. Bir ihtiyaca yönelik bir ideolojiye inanma durumu söz konusudur. Ergen bu dönemde katı bir biçimde solcu, sağcı, ataist ya da aşırı dindar olma gibi ideolojilere yönelebilir. Bu çaba tamamen dünyaya anlam kazandırmaya yöneliktir. Yine burada ebeveynler ve otorite sayılan kişiler ergenin ideolojik savunmalarıyla ve inançlarıyla ilgili endişelenip paniğe kapılırlar. Bu noktada da paniğe kapılmadan ergenin önü açılmalı, desteklenmeli, kimlik oluşturma yönünde cesaretlendirilmelidir.

Ergenlik bütün bahsettiğimiz bu süreçlerin toplamıdır. Ergenlik her şeyin bilinçli olarak inadına yapıldığı, özellikle ebeveyne ve otorite figürlerine karşı gösterilen saygısız davranışlar toplamı değil, kişiliğin gelişiminin en önemli dönemidir. Bu gerçeği yadsımadan ergenlere gerekli desteğin verilmesi, ketlenmeden gelişimlerinin desteklenmesi gerekmektedir. Sağlıklı bir nesil için sağlıklı yetişkinler, sağlıklı yetişkinler için gelişimlerine saygı duyulan ve desteklenen ergenlere ihtiyaç vardır. Yetişkinler olarak bizlerin kendi ergenlik dönemimizi hatırlayıp biraz empati yapabilmemiz yeterli olacaktır.

Psk.Nur GEZEK

Posted in MakalelerComments (0)


advert

Photos on flickr

Sayaç

Doktorlar

 

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  
PHVsPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZHNfcm90YXRlPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzE8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzEyNXgxMjVhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzI8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzEyNXgxMjViLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzEyNXgxMjVjLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzQ8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzEyNXgxMjVkLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV9hZHNlbnNlPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfbXB1X2Rpc2FibGU8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvdXBsb2Fkcy8yMDEwLzA4L251cnJyLmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3LmNvenVtcHNpa29sb2ppLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9hZHNlbnNlPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdG9wX2Rpc2FibGU8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdG9wX2ltYWdlPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy80Njh4NjBhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfMTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF8yPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfNDwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FsdF9zdHlsZXNoZWV0PC9zdHJvbmc+IC0gZGVmYXVsdC5jc3M8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hdXRob3I8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXV0b19pbWc8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY3VzdG9tX2Nzczwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2N1c3RvbV9mYXZpY29uPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdHVyZWRfY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWF0X2VudHJpZXM8L3N0cm9uZz4gLSAxMDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlZWRidXJuZXJfaWQ8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWVkYnVybmVyX3VybDwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2dvb2dsZV9hbmFseXRpY3M8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2hvbWVfdGh1bWJfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gNTc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX3RodW1iX3dpZHRoPC9zdHJvbmc+IC0gMTAwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29faW1hZ2Vfc2luZ2xlPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19sb2dvPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy5jb3p1bXBzaWtvbG9qaS5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8xMC1iYW4uanBnPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fbWFudWFsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL3N1cHBvcnQvdGhlbWUtZG9jdW1lbnRhdGlvbi9nYXpldHRlLWVkaXRpb24vPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fcmVzaXplPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3J0bmFtZTwvc3Ryb25nPiAtIHdvbzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfY2Fyb3VzZWw8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfdmlkZW88L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9oZWlnaHQ8L3N0cm9uZz4gLSAyNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19zaW5nbGVfd2lkdGg8L3N0cm9uZz4gLSA0MDA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb190YWJzPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb190aGVtZW5hbWU8L3N0cm9uZz4gLSBHYXpldHRlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdXBsb2Fkczwvc3Ryb25nPiAtIGE6ODp7aTowO3M6NjM6Imh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvMTAtYmFuLmpwZyI7aToxO3M6NjI6Imh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvOS1iYW4uanBnIjtpOjI7czo2MjoiaHR0cDovL3d3dy5jb3p1bXBzaWtvbG9qaS5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy84LWJhbi5qcGciO2k6MztzOjYyOiJodHRwOi8vd3d3LmNvenVtcHNpa29sb2ppLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzctYmFuLmpwZyI7aTo0O3M6NjI6Imh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvNi1iYW4uanBnIjtpOjU7czo2MjoiaHR0cDovL3d3dy5jb3p1bXBzaWtvbG9qaS5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy81LWJhbi5qcGciO2k6NjtzOjYyOiJodHRwOi8vd3d3LmNvenVtcHNpa29sb2ppLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzQtYmFuLmpwZyI7aTo3O3M6NjU6Imh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvMy1iYW5uZXIuanBnIjt9PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdmlkZW9fY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjwvdWw+