Tag Archive | "GEZEK"

SEVMEK, AŞIK OLMAK, SAHİP OLMAK YA DA SADECE “OLMAK”


Evliliklerin kısa sürede tüketildiği, aşkın yoğun duygusal yanılsamalar olarak yaşandığı, hakkında çok konuşulup gerçek anlamda çok az anlaşıldığı, genelde yanlış yorumlayıp yanlış yaşandığı en önemli duygularımız, sevmek ve aşık olmak.. En çok da aşık olmak ve aşka sahip olmak arasında sıkışıp kalıyor ruhlarımız, bu kavramların anlamını bilmeden her gün delice aşkı ararken bulduğumuz an tüketmeye başlıyoruz . Burada çok önemli bir sorun çıkıyor karşımıza: “ Sahip Olmak” sorunu.

“Sahip olmak” ve “olmak” açılarından bakıldığında sevmenin ikili bir anlamı olduğunu görüyoruz. Sevgiye sahip olunabilir mi? Eğer bu olabilseydi, sevginin maddesel bir biçim alması ve onu alıp saklamanın mümkün olması gerekirdi. Sevgi bir soyutlamadır. Gerçekte var olan ise, sevme eylemidir. Sevmek, yaratıcı bir etkinliktir. Bir insana ya da bir şeye ilgi duymayı, onu tanımak istemeyi, onu anlamayı, doğrulamayı ve onun yanındayken sevinç duyabilmeyi doğurur. Bu ister bir insan, ister bir resim, isterse bir ağaç olsun sevme eyleminin özellikleri hiç değişmez. Sevmek, sevilen insanı ya da nesneyi canlandırmak, onun yaşam duygusunu arttırmak anlamına gelir. Aynı zamanda, kişinin kendisini de canlandıran, yenileyen ve hareketlendiren bir süreçtir.

Eğer sevgi, “sahip olmak” türünde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, denetimi altında tutmak anlamlarına gelecek ve böylece de canlandırmak ve hareketlendirmek yerine, boğucu, engelleyici ve kısırlaştırıcı bir eylem haline dönüşecektir. Çoğu kez aşk olarak belirtilen şey, sevme beceriksizliğini ve sevememeyi gizlemek için kullanılan maskeden başka bir şey değildir.

İnsanlar sevmeyi beceremediklerinde en çok aşk maskesini kullanırlar. “Kıskanıyorum o yüzden böyle giyinmeni istemiyorum, çok aşığım o yüzden bu davranışını onaylamıyorum.” gibi cümlelerle aşk maskesi altında sevgiyi tüketirler. Denetimleri altında sevdikleri insanları boğarak, engelleyerek, sevgiye sonsuza dek sahip olma yanılsamasını yaşarlar.

Bu konuda hala aydınlatılmamış olan bir konu da, anne ve babaların çocuklarına karşı duydukları sevgidir. Batı kültürlerinin son iki yüzyıllık tarihinde sık sık rastlanan, çocuklara karşı fiziksel ve ruhsal olarak kötü davranma, eziyet etme ve dayak atma gibi olayların, giderek sadizme dek varması öylesine korkunçtur ki, insanın sevgi dolu anne ve babaların yalnızca bir istisna olduğuna inanası geliyor.

Evlilikte de aynı şeyler söz konusudur. Sevgiye ya da geleneksel evliliklerdeki gibi toplumsal göreneklere ve alışkanlıklara dayalı evliliklere bakacak olursak, birbirini gerçekten seven çiftlerin azınlıkta olduğunu hemen fark ederiz. Toplumsal görev duygusu, gelenekler, karşılıklı ekonomik çıkarlar, çocuklara olan ortak ilgi ve sorumluluk, karşılıklı bağımlılık ya da korku, bazen de birbirine duyulan nefret, genellikle “ sevgi” olarak yaşanmaktadır. Eşlerden birinin ya da ikisinin birden birbirlerini hiç sevmediklerini, belki de hiç sevmemiş olduklarını anlayana dek, bu böyle sürüp gitmektedir. Günümüzde bu konuda bazı olumlu gelişmeler olduğunu hemen ekleyelim. İnsanlar eskiye oranla daha gerçekçi oldular. En azından cinsel çekicilik ve cinsel tutku ile sevgiyi birbirine karıştırmayanların sayısında artma olduğu bir gerçek. Dostane ilişkilerde artık aşk sayılmıyor. Bu gelişmeler, insanlar arasında eskiye oranla dürüstlüğün artmasına ve sık sık eş değiştirme eğiliminin yaygınlaşmasına yol açtılar. Ama ne yazık ki bu yeni anlayış da, sevginin yaşanması konusunda eskisinden üstün bir toplum yaratamadı.

Aşık olmak”ın, nasıl olup da “aşka sahip olmak” yanılgısına dönüştüğünü, herhangi iki sevgilinin gelişimlerine bakarak izleyebiliriz. İngilizce “ falling in love” ( aşka tutulmak) deyimi kendi içinde çelişmektedir. Üretici ve yaratıcı bir eylem, bir aktivite ve bir etkinlik olan sevgi durabilir veya yürüyebilir, ama ona “ tutulmak” pasif bir durum olduğundan, sevgi sözüyle temelden çelişir. Aşkın ilk dönemlerinde her iki taraf da, diğerinden emin olamadığı için dikkatlidir ve öbürünün kalbini kazanabilmeye çalışır. Canlı, hareketli, ilgi çekici ve bu canlılıkları yüzlerine yansıdığı içinde güzeldirler. İkisi de birbirine sahip olamadıklarından, enerjilerini “olmaya” yani vermeye ve karşı tarafı canlandırmaya yöneltmişlerdir.

Bu durum, çoğu kez evlilikten sonra değişiverir. Evlilik sözleşmesiyle eşler birbirlerinin bedenleri, duyguları ve ilgi alanları üzerinde hak sahibi olurlar. Artık kazanılması gereken kimse yoktur. Çünkü sevgi sahip olunabilecek bir nesne, bir mülkiyet haline gelmiştir. İki taraf da, sevgiye değer olmaya, sevgiyi canlandırmaya çaba göstermemeye başlayınca her şey can sıkıcı olur ve güzellikler yitirilir. Hayal kırıklığına uğrayan eşler çaresizdirler. Kendilerine “ başlangıçta bir hata mı yapmıştık? Yoksa karşımızdakini tanıyamamış mıydık? Veya ben mi değiştim?” gibi sorular soran eşler, genellikle karşı tarafı suçlu bulup, kendilerini aldatılmış hissederler. Anlayamadıkları tek şey, artık ilk zamanlardaki gibi, birbirlerini seven insanlar olmadıklarıdır. Sevgiye sahip olabileceklerini sanma hataları, onların birbirlerini sevmelerine engel olup sevgiyi yok etmiştir. İşte bir kez bu düzeye gelince, çiftler yeniden sevebilmeyi denemek yerine, sahip oldukları ortak şeylere yönelirler. Para, toplumsal yer, ev, çocuklar gibi konular sevginin yerini alır ve sevgi ile başlayan bir evlilik böylece çoğu kez, dostane bir mülkiyet ortaklığına dönüşür. İçine kapalı, bencil ve birbirinden kopuk iki kişinin bu beraberliğine de yanlış bir tanımla “ aile” denir.

Bazı durumlarda eşler, ilk dönemlerdeki o güzel duygularının canlanması özlemi ile, yeni eşler edinirlerse bu duyguların yeniden gündeme geleceği hayaline kaptırırlar kendilerini. Sevgiden başka bir şey istemeyen bu kişiler için aslında sevgi, kendi benliklerinin bir ifadesi değil, bir put ya da kendilerini adamak istedikleri bir Tanrıça’dır. Bu gerçeği, yani eski bir Fransız şarkısında söylendiği gibi “ sevginin, özgürlüğün çocuğu olduğunu” fark edemedikleri sürece, başarısız kalmaya mahkumdurlar. Sevgi Tanrıça’sının tapınıcıları sonuçta öylesine pasif bir duruma düşerler ki, her şey can sıkıcı gelmeye başlar ve o ilk zamanlardaki çekici gelen şeyler, tiksindirici hale gelirler.

Yukarıdaki açıklamalara rağmen, yine de belirtmeliyim ki, birbirlerini seven iki insan için en iyi çözüm, evliliktir. Sorunu yaratan evlilik değil, evlenen kişilerin karakter yapıları ile içinde yaşanılan toplumun kuralları ve değer yargılarıdır. Birlikte yaşamanın modern biçimlerinin, yani eş değiştirme ve grup seksi gibi uygulamaların savunucusu olanlar, sevgide başarısız kalışlarını değişik çabalarla örtmeye çalışmaktadırlar. Gerçekten sevmeyi, onu yaratıcı bir eylem olarak görmeyi başaramayınca, içine düştükleri hayal kırıklığını ve can sıkıntısını, yeni tahrikler yaratarak unutmaya çalışan böyleleri, ne kadar değişik yol uygulasalar ve ilişkiye girdikleri insan sayısını ne kadar arttırsalar da, mutluluğa bir türlü ulaşamazlar.

Hazırlayan: Psk.Nur GEZEK

Kaynak: Sahip Olmak ya da Olmak (Erich FROMM)

Posted in MakalelerComments (5)

İLİŞKİLERDE İLETİŞİM YOKSUNLUĞU VE İLETİŞİM KOPUKLUĞU


İletişim, en basit tanımıyla kişiler arası bir duygu ve düşünce alış verişidir. Düşünce ve duygularımızın karşılıklı olarak anlaşılmasını içeren sözel veya sözel olmayan, olay ve ya sorunla ilgili karşılıklı tatmini hedefleyen bir süreçtir. Karşımızdaki kişinin duygu ve düşüncelerini anlayabilmek, duyguların nedenlerini ve düşüncelerin duyguların oluşumundaki etkilerini anlamayı gerektirir.

İnsanın diğer canlılardan tek farkı iletişim yoluyla hayatını sürdürüyor olmasıdır. Dil gelişimiyle birlikte çocukluktan itibaren neye ihtiyacımız varsa iletişim yoluyla isteklerimizi duygu ve düşüncelerimizi dile getiririz. İletişim bu denli yaşamsal bir fonksiyona sahipken ilişkilerde sık sık gözlemlediğimiz iletişim kopukluğu ve iletişim yoksunluğu gibi hatalı iletişim şekilleri de aslında yaşamımızda hayati derecede bir öneme sahiptir. Çoğunlukla iş ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri, aile ve eş ilişkileri bu gibi nedenlerden dolayı kopma noktasına gelerek yada ciddi manada tahrip olarak hayatımızı sekteye uğratmaktadır.
Sağlıklı bir iletişimin olabilmesi, iletişime ilişkin GERÇEKÇİ düşünce alışkanlıkları geliştirmeyle mümkündür. Bu gerçeklik kavramını şu şekilde açıklayabiliriz. Dış dünyadan sürekli olarak görerek, dokunarak, işiterek, koklayarak ve tadarak bir takım uyaranlar alırız ve biz aldığımız bu bilgileri düşünce süzgecimizden geçirerek algılarız. Bu ilk algılanan veriler beynimize iletildiğinde daha önceki yaşantılarla kıyaslanarak bir anlama oturtulur. Dış dünyadan aldığımız bilgileri olduğu gibi algılamak yerine “zihin gözümüzle” veriyi değerlendiririz. Bu nokta çok önemlidir!.. Zihin gözümüzle gördüklerimiz, iki gözümüzle gördüklerimizle örtüştüğü ölçüde GERÇEKÇİ düşünüyoruz demektir.

Hayatında her şeyin mükemmel olmasını arzu eden ve bu uğurda yoğun bir çaba harcayan bir birey aslında basit bir problemi dürbünle(zihin gözüyle) bakıp büyüterek gerçeklikten uzaklaşabilir. Burada gerçek gözlerinin gördüğünden çok zihninin gördüğü gerçektir. Yine aynı birey yaşamında gerçekleştirdiği büyük başarıları bu kez dürbünü ters çevirip bakarak küçültebilir. Burada GERÇEKÇİ düşünceden uzaklaşılmış olup, kişi çıplak gözle gördüğünü değil, zihninin gördüğünü gerçek olarak kabul etmiştir.

Sağlıklı bir iletişimde bulunabilmek için kişilerin davranışları ve duygusal tepkilerinin, kendilerinin geliştirmiş oldukları bakış açılarının ürünleri olduğunu kabullenmiş olmaları gerekmektedir. Bu kabullenme süreci olmadığı takdirde kişi sürekli olarak başkalarının bakış açılarını ve düşüncelerini eleştirecek ve kendisi gibi düşünmeyenlerle iletişim kopukluğu yaşayacak ya da iletişime girmeyecektir. Kendi duygularının nedeni olarak kişiler başkalarını sorumlu tuttuklarında sağlıklı iletişim kurmak pek mümkün olmayacaktır. Burada önemli olan duygu ve düşüncelerimizin sorumlusu olarak başkalarını görmemizdir. Kendi duygularının nedenini kendi iç dünyalarında değil de karşısındakinin yaptıklarında arayan iki insanın iletişiminin yanlış başlayıp sağlıksız sürmesi kaçınılmazdır.
Hayata bakış açılarımızın farklı olduğu konusunda uzlaşmaya varmak ve çok açılı düşünmek iletişim hatalarını ortadan kaldırmak için gerekli olan bir başka kuraldır. Tek bir açıya bağlı kalmak iletişim sorunlarını arttırır. Her hangi bir olayla ilgili olası bakış açılarını ve tanımlamaları araştırmak, soruşturmak iletişim becerimizi geliştirir. Örneğin bir konuda arkadaşımızın bizi eleştirmesini sadece kendimize yönelik bir saldırı olarak algılayıp bu bakış açısıyla olayı değerlendirirsek hissedeceğimiz duygu öfke olacağı için karşı saldırıya geçme olasılığımız artacaktır. Ama arkadaşımızın eleştirisini bir başka açıdan görüp onun bize yardımcı olmaya çalıştığını, bizim kendimizde fark edemediğimiz bazı özelliklerin bize zarar verdiği yönünde geribildirim vermeye çalıştığını düşünürsek hissedeceğimiz duygu öfke olmayacaktır.

Belirsizlikte iletişim hatalarına yol açmaktadır. Bu durumda belirsizlik görünenle değil de görünmeyen olasılıklarla veya belirsizliklerle ilgilenme iletişim sürecini tıkayan bazı düşünce süreçlerini gündeme getirir. Sorun çözmeye odaklanmak yerine belirsizlikte keyfi çıkarsamalarda bulunma düşünce ve iletişim hatalarını yaratmaktadır. Belirli bir sorunu çözmek kolaydır ancak belirsizlik yaratan durumlarda zihin okuma söz konusu olmaktadır. Zihin okuma genelde yaptığımız bir düşünce ve iletişim hatasıdır. Böyle söylediğimde hiçbir şey değişmeyecek, özür dilesem de beni affetmeyecek, sorunu dile getirirsem bana kırılabilir gibi belirli konularda karşımızdaki kişinin olası düşünceleri konusunda çıkarımlarda bulunuruz. Buda iletişimin yanlış başlamasına sürmesine yada hiç başlamamasına sebep olmaktadır. Bazı durumlarda karşımızdaki kişinin bizim düşüncelerimizi okuduğunu düşünerek iletişim ve düşünce hatası yaparız. Ne kadar kızdığımı anlasın, ona kırgın olduğumu bilmesi lazım gibi düşünce şekliyle yine doğru iletişim kurmada sorun yaşarız. –Malı ve –meli tarzında düşünmede iletişim hatalarını tetiklemektedir. Hayatta her bireyin belirli seçimleri vardır. –Malı, -meli tarzı düşünce bu olası seçimlerin geçerliliğini yok saymaktır. “Problemi tek başına çözmeliydim.” diyen birisi bu düşünce hatasını yapmaktadır. Başkalarıyla iyi ilişkiler kurmayı seven bir insana eşi “Kendini ezdirmemelisin”, “Herkesle çok samimi olmamalısın” diyerek bir çok eleştiri getirebilir. Burada iletişim baştan ketlenmiş olur. Hem –malı, -meli tarzında düşünme, hem olaya tek bir açıdan bakma ,hem de karşısındaki kişiye kendi doğrusunu tek doğruymuş gibi yansıtarak karşı tarafın sağlıksız iletişimi sürdürmesine ve savunmaya geçmesine sebebiyet verecek bir tutum sergilenmiş olur. Evde, sokakta, işte ve insanlarla iletişimin olabileceği her türlü sosyal ortamda bu tür düşünce tarzı diğer kişilerle iletişimin sağlıksız başlamasına, öfke nefret gibi duyguların çok hızlı bir şekilde tetiklenmesine ve sürekli eleştiriliyor hissinin yaşanmasına, sonuç olarak iletişimle birlikte bütün ilişkilerin bozulmasına sebebiyet verir.

Siyah- beyaz tarzı düşünme şeklide iletişimin engellerinden bir tanesidir. Bu diğer bir adıyla ya hep ya hiç tarzı düşünme şeklidir. İyi değilse kötüdür, dürüst değilse yalancıdır, paylaşmıyorsa bencildir.. gibi iki zıt kutup arasında düşünce ve davranışları değerlendirmek, buna yönelik etiketler kullanarak iletişime geçmek aradaki renklerin ve tonların yok sayılması anlamına gelmektedir. En iyisini yapamıyorsan başarısızsın.. mesajını içeren bir eleştiri sürekli olarak insanların birbiriyle olan ilişkilerinde öncelik sırasındaysa iletişim ciddi anlamada bozulacaktır.

Herhangi bir sorunla karşılaşıldığında davranışı değil de davranışı gerçekleştiren kişiye yapılan eleştiri iletişim hatalarına bir başka örnektir. Eşi eve geç gelen bir kadının eşinin geç kalma davranışını eleştirmek yerine “ Ne kadar sorumsuzsun!” gibi kişiliğe hakarette bulunması iletişimin hatalı başlamasına neden olacak, sorun çözülmeyecek, daha çok karşı tarafın savunmaya geçmesiyle büyüyecektir. Burada yapılması gereken davranışın değerlendirilmesi, eğer davranış arzu edilmeyen bir davranışsa bunu kişinin kendi duygularına yükleme yaparak karşı tarafla hislerini paylaşmasıdır.

İletişim engellerinden en önemlisi “küsme” olarak tanımlanan iletişimsizliktir. Küsme sorun çözme yöntemi olarak bireyin eleştirilmekten kaçındığı için ya da sorunun konuşulması ve çözümlenmesinden duyduğu endişeden dolayı baş vurduğu bir yöntemdir. Geçmiş yaşam deneyimlerinde kişi karşılaştığı sorunları bu şekilde çözme yoluna gitmişse hiçbir zaman doğru iletişim kuramayacak, ciddi kaygı yaratacak bir durum hissettiğinde iletişimsizliği seçecek, ortamı terk edecek ve sorunu çözmek yerine erteleyecek ya da pekiştirecektir.
İletişim becerisinde aktif dinlemek de oldukça önemlidir. Karşımızdakinin ne anlatmaya çalıştığını, ona cevap verme ve sözünü bitirdiğinde kendimizi savunma kaygısı gütmeden gerçekten ne dediğini anlamaya çalışarak dinlemek, en az doğru ifade etmek kadar dikkat edilmesi gereken bir başka durumdur. Aktif dinlemek karşımızdakine sorular sorarak, anlamadığımızda daha çok ayrıntıya girmesini sağlamakla ve gerçekten dinlediğimizi ve anlamaya çalıştığımızı hissettirmekle mümkün olabilir. Bu görerek, duyarak ve hissederek doğru iletişim kurmamıza yardımcı olacak en önemli anahtardır. Bütün kilitlerde sadece doğru bir iletişimle açılır.

Psk.Nur GEZEK

Posted in MakalelerComments (4)

ERGENLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR?


Ergenlik; fiziksel ve ruhsal değişimin en hızlı olduğu, bu fiziksel ve hormonal değişimin bireyi etkilediği, ruhsal karmaşanın da bu etkilenme sonucu en üst seviyede olduğu gelişimin önemli bir dönemidir. Bu dönemde ergen bedensel olarak değişimlere adapte olmaya çalışırken cinsel kimliğiyle ve sosyal rolüyle artık yetişkin olmaya ilk adımları atmıştır. Yetişkin olmak bir birey olarak kendisine özgü bir kimlik ve kişilik geliştirmek demektir. Artık ne çocuktur nede gerçek bir yetişkin. İşte bu belirsizlikle ergen olası bir çok sorunla ve soruyla karşı karşıyadır.

Tam da bu noktada ergen anlaşılmaya en çok ihtiyaç duyduğu dönemi yaşamaktadır. Endişelenen ebeveynlerle, otoritesini hissettiren öğretmenlerle, karşı cinsten etkilendiği diğer ergenlerle baş etmek durumunda kalacak, bir gruba ait olmaya yönelik girişimlerde bulunacak, bir ideolojik görüş seçme zorunluluğu hissedecek ve adapte olmaya çalıştığı fiziksel değişimlerle baş etmek durumunda kalacaktır. Kendilik tasarımı yani ben kimim, neyim, nasıl bir insanım, ne olmalıyım nasıl olmalıyım gibi bir sürü soru işareti, yüzümdeki sivilceler iyileşecek mi, aşık olduğum kişide beni sevecek mi, boyum diğer arkadaşlarımdan biraz kısa mı gibi ruhsal ve bedensel kaygılar içinde boğulacaktır. Ve sadece anlaşılmaya ihtiyaç duyacaktır.

Peki çevre tarafından asi, isyankar, laf söz dinlemez ve iyice agresif ve inatçı olduğu vurgulanan, bu nedenlerle sürekli çatışılan ergenin gerçekten ihtiyaç duyduğu ve anlaşılması gereken süreçleri nelerdir? Bu süreçler şu şekilde sıralanabilir:

a)Bağımsız, özerk olduğunu hissetme: Bu süreç diğerlerinden ayrı ve bağımsız bir kimlik oluşturma çabasını içerir. Burada dikkat edilmesi gereken en hassas konu, ergenin bu kimliği edinme girişimlerinin içeriğinin ebeveynler tarafından endişe duyularak karşılanmasıdır. Burada otoriteye karşı gelme temel davranış şeklidir. Başkaldırıyor olmak özerk olabilmenin ilk adımıdır ergene göre. Burada baş kaldırının içeriğinin önemi yoktur, her türlü formda otoriteye karşı gelme davranışı sergilenebilir. Bu, endişelenecek bir durum değildir. Saygısızlık olarak değerlendirilmemeli, inadına yapıyor gibi düşünülmemelidir. Ergenin başkaldırma ve karşı gelme tutumu anlayışla karşılanmalıdır. Ergen özerk ve bağımsız bir birey olduğunu bu şekilde hissedebilir. Bu noktada engellenen ergenler bağımsız özerk bir kimlik geliştiremeyeceklerdir. Alay edilen, anlayışla karşılanamayan, düşünceleri ve girişimleri anlaşılamayan, hatta asi tutumundan dolayı şiddetle cezalandırılan ergen özerk bir kimlik geliştirme şansını kaybetmiş olacaktır. Yetişkin olduğunda kendini ifade edemeyen, toplumda suskun kalan ve bağımlı bir kişilik örüntüsüne sahip bir birey olacaktır.

b) Amaç edinebilme: Amaç edinme sürecinde ergen kendine amaçlar belirler. Bu amaçlar gelecekte olmak istediği kişiyle ilgili temel yapı taşlarının oluşturulması sürecinde deneme yanılma yöntemi gibi de düşünülebilir. Önemli olan bir amaç edinme, bu amaca yönelebilme ve uygulayabilme yetisinin kazanılabilmesidir. Amaçların içeriğinin önemi yoktur. Çok iyi eğitimli bir ailenin çocuğu okumak istemediğini, simit satarak hayatını kazanabileceğini söyleyebilir. Burada ergen otoritenin istemediği bir kimliğe bürünerek hem otoriteye karşı gelme hem de bir amaca yönelme davranışıyla iki ihtiyacını aynı anda karşılamayı seçebilir. Bu noktada belirli rollere soyunan ergenin durumu endişeyle karşılanmamalıdır. Seçilen amaçlar kalıcı olacak demek değildir, bunlar gerçekçi olmayan saçma sapan, imkansız amaçlar olabilir, ama ergenin amaç edinme sürecini besleyecek girişimlerdir. Bu tür girişimlerin endişeyle karşılanmaması gelecekte amaç edinmesi için ön çalışma olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

c)Sırdaş edinme: Ergen için sırdaş edinme bu dönemde hayati bir önem taşır. Çevresinde bir çok arkadaşı olabilir ancak sırdaşı olması farklı bir durumdur. Gelecekte sağlam dostlukların kurulma formatı da bu şekilde atılır. Yine aynı şekilde verilen sırların alınan sırlarının içeriğinin önemi yoktur. Hatta paylaşılan sırlar sanal olarak oluşturulmuş sırlar bile olabilir, hoşlanılan bir kız arkadaşla ilgili ya da ortak bir düşmanla ilgili sırlar olabilir ancak bu sırların hayati önemi vardır. Ders çalışma bahanesiyle kaçamak yapılıp bir başka yerde vakit geçirilebilir. Burada ergen mikro dünyasına sırdaşları hariç kimseyi dahil etmek istemez, bir ergenden sırdaşı hakkında bilgi almak oldukça zordur, sırlarına ihanet edenlerde grup yada ergen tarafından dışlanırlar.

d)Karşı cinsle ilişki kurma ve beğenilme: Cinsel kimliğin netleştiği bu dönemde karşı cinse iletişim kurma ve beğenilme ön plana çıkar. Karşı cinsle iletişim kurmaya yönelik girişimleri desteklenmelidir. Özellikle bizim gibi ülkelerde bu durum yine ebeveynler tarafından endişe ile karşılanmakta, iletişim kurma çabası erken yaşta gözü açılma gibi yorumlanmakta ve ketlenmektedir. Ergen bu dönemde mümkün olduğunca açık bir biçimde olmasa da desteklenmeli, asla suçlanmamalıdır. Bu dönemde beğenilme teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlanırsa ergen ileriki yaşamında ilişki sorunları, evlilik problemleri ve değersizlik hissi yaşayabilir.

e)Lider olabilme ve bir lidere bağlanma: Ergen bu dönemde bir lidere bağlanma ve lider olma özelliklerini geliştirmeye yönelik ilk girişimlerinde bulunur. Arkadaş grubu içinde  yetenekli olduğu bir özelliğini sergileyerek liderlik yapabilir, yada lider olan bir kişiye bağlılık geliştirebilir. Bu tip girişimler otorite olarak gördüğü kişiler tarafından desteklenmelidir. Burada özgüven duygusu geliştiği gibi sorumluluk alma ve sorumluluk duyma duyguları gelişir.

f)İdeolojik bir bakış açısı ve dünya görüşü oluşturma: Ergen dünyayı anlamlandırmak, kendisini boşluktan kurtarmak, sınırlarını belirlemek ve varoluşunu anlamlandırmak üzere bir ideolojiye bağlanma ya da bir ideolojik görüş oluşturma ihtiyacı duyar. Burada yine ideolojinin içeriğinin önemi yoktur. Bir ihtiyaca yönelik bir ideolojiye inanma durumu söz konusudur. Ergen bu dönemde katı bir biçimde solcu, sağcı, ataist ya da aşırı dindar olma gibi ideolojilere yönelebilir. Bu çaba tamamen dünyaya anlam kazandırmaya yöneliktir. Yine burada ebeveynler ve otorite sayılan kişiler ergenin ideolojik savunmalarıyla ve inançlarıyla ilgili endişelenip paniğe kapılırlar. Bu noktada da paniğe kapılmadan ergenin önü açılmalı, desteklenmeli, kimlik oluşturma yönünde cesaretlendirilmelidir.

Ergenlik bütün bahsettiğimiz bu süreçlerin toplamıdır. Ergenlik her şeyin bilinçli olarak inadına yapıldığı, özellikle ebeveyne ve otorite figürlerine karşı gösterilen saygısız davranışlar toplamı değil, kişiliğin gelişiminin en önemli dönemidir. Bu gerçeği yadsımadan ergenlere gerekli desteğin verilmesi, ketlenmeden gelişimlerinin desteklenmesi gerekmektedir. Sağlıklı bir nesil için sağlıklı yetişkinler, sağlıklı yetişkinler için gelişimlerine saygı duyulan ve desteklenen ergenlere ihtiyaç vardır. Yetişkinler olarak bizlerin kendi ergenlik dönemimizi hatırlayıp biraz empati yapabilmemiz yeterli olacaktır.

Psk.Nur GEZEK

Posted in MakalelerComments (0)


advert

Photos on flickr

Sayaç

Doktorlar

 

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  
PHVsPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZHNfcm90YXRlPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzE8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzEyNXgxMjVhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzI8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzEyNXgxMjViLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzEyNXgxMjVjLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzQ8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzEyNXgxMjVkLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV9hZHNlbnNlPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfbXB1X2Rpc2FibGU8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvdXBsb2Fkcy8yMDEwLzA4L251cnJyLmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3LmNvenVtcHNpa29sb2ppLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9hZHNlbnNlPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdG9wX2Rpc2FibGU8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdG9wX2ltYWdlPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy80Njh4NjBhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfMTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF8yPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfNDwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FsdF9zdHlsZXNoZWV0PC9zdHJvbmc+IC0gZGVmYXVsdC5jc3M8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hdXRob3I8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXV0b19pbWc8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY3VzdG9tX2Nzczwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2N1c3RvbV9mYXZpY29uPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdHVyZWRfY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWF0X2VudHJpZXM8L3N0cm9uZz4gLSAxMDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlZWRidXJuZXJfaWQ8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWVkYnVybmVyX3VybDwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2dvb2dsZV9hbmFseXRpY3M8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2hvbWVfdGh1bWJfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gNTc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX3RodW1iX3dpZHRoPC9zdHJvbmc+IC0gMTAwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29faW1hZ2Vfc2luZ2xlPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19sb2dvPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy5jb3p1bXBzaWtvbG9qaS5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8xMC1iYW4uanBnPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fbWFudWFsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL3N1cHBvcnQvdGhlbWUtZG9jdW1lbnRhdGlvbi9nYXpldHRlLWVkaXRpb24vPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fcmVzaXplPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3J0bmFtZTwvc3Ryb25nPiAtIHdvbzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfY2Fyb3VzZWw8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfdmlkZW88L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9oZWlnaHQ8L3N0cm9uZz4gLSAyNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19zaW5nbGVfd2lkdGg8L3N0cm9uZz4gLSA0MDA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb190YWJzPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb190aGVtZW5hbWU8L3N0cm9uZz4gLSBHYXpldHRlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdXBsb2Fkczwvc3Ryb25nPiAtIGE6ODp7aTowO3M6NjM6Imh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvMTAtYmFuLmpwZyI7aToxO3M6NjI6Imh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvOS1iYW4uanBnIjtpOjI7czo2MjoiaHR0cDovL3d3dy5jb3p1bXBzaWtvbG9qaS5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy84LWJhbi5qcGciO2k6MztzOjYyOiJodHRwOi8vd3d3LmNvenVtcHNpa29sb2ppLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzctYmFuLmpwZyI7aTo0O3M6NjI6Imh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvNi1iYW4uanBnIjtpOjU7czo2MjoiaHR0cDovL3d3dy5jb3p1bXBzaWtvbG9qaS5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy81LWJhbi5qcGciO2k6NjtzOjYyOiJodHRwOi8vd3d3LmNvenVtcHNpa29sb2ppLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzQtYmFuLmpwZyI7aTo3O3M6NjU6Imh0dHA6Ly93d3cuY296dW1wc2lrb2xvamkuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvMy1iYW5uZXIuanBnIjt9PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdmlkZW9fY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjwvdWw+