Sevgi mi Bağımlılık mı, Aşk mı Hastalık mı ?

aşk

Uzun yıllardır tanık olduğumuz ama görmeye alışamadığımız, insanın kanını donduran, nasıl olur diye düşündüren aşk(?) cinayetlerinin birine daha tanık olduk ne yazık ki. Bunun olabilmesinin nedenlerini de çoğunlukla yüzeysel sebeplerle açıklamaya çalıştık her zamanki gibi. 26 yaşında genç bir kadının ayrılmaya çalıştığı sevgilisi tarafından çok sevdiği(!) için öldürüldüğü gerçeğini ayrılığa dayanamama gibi yorumladı kimilerimiz. Çok sevdiği için yapmış denildi, onsuz yaşayamayacağı için onu öldürmüş diye geçti zihinlerden istem dışı da olsa. Bir aşkın bedeli bir hayat oldu, adına aşk cinayeti denildi, aşk ve cinayet gibi ayrı kutuplardaki iki kelime yine yan yana konulabildi zihinlerde. Yazık ki…

Aşk insanın var olduğu günden beri tanımladığı, hakkında en çok yazılar yazılan, tartışılan, efsanelere konu olmuş en önemli duygulardan biridir. Bu insanın yaradılışında olan ve varoluşunun kaçınılmaz tarafıdır. İnsan diğerleriyle ilişki içerisinde olmak zorunda olan, diğerleriyle bağ kurmak durumunda olan bir varlıktır. Bu bir tercih meselesi değil, varoluşsal bir zorunluluktur. İnsan ait olmak, sevilmek, onaylanmak, beğenilmek ister. Diğerleriyle olan ilişkilerinde kabul gördüğünde kendisinin değerli olduğu sonucuna varır. Onaylanmadığında kabul görmediğini hisseder, öz saygısı zedelenir. Ama sağlıklı ruh yapısı içerisinde olan bireyler bu durumu ilişkinin dinamiklerine yüklemeler yapılarak açıklayabilir. İlişkimizde aşamayacağımız sorunlar vardı, ve biz bu sorunlardan dolayı bir birimize uygun olmadığımıza karar verdik, bu nedenle bundan sonra birlikte devam etmemeye karar verdik şeklinde duruma açıklama getirebilir. Sağlıklı olmayan bireylerde ise bu durum kişisel ve içsel faktörlere yüklenerek sorun ego sorunu haline getirilebilir. Bu durum bizim şemalarımızla ilgilidir. Sağlıklı olmayan bir birey terk edilmeyi kendisine yapılmış bir haksızlık ya da ihanet gibi algılayabilir. Beni kullandı şeklinde düşünebilir. Kendisini terk edilmiş hissedip bu duygunun yarattığı gerginlikten kurtulmak için intikam alma gibi bir baş etme yöntemi geliştirebilir. Terk edilmeden terk etmeliyim şeklinde düşünebileceği gibi, beni terk edeceğine yaşamasın daha iyi gibi bir çıkarsamayla, ya benimsin ya toprağın diyebilir. Bunu eyleme dökmek konusunda hiç düşünmeden hareket edebilir. İnsan doğasında çok olumlu duygulara neden olmasını beklediğimiz aşk duygusu, insana yaşama sevinci vermesi gerekirken bir yaşama mal olabilir. Çok yazık ki..
 
       İnsan sevdiği her şeye bağlılık geliştirebilir. Bağlanma kavramı bu noktada çok önemlidir. Bağlanma yeni doğan bir bebeğin anneyle kurduğu ilk bağla gelişmeye başlayan bir duygudur. Anneyle ya da bakıcıyla kurulan ilk bağlanma ilişkisi güven duygusunun da oluşmasının ilk kaynağıdır. Bebek ağladığında anne ya da bakım veren kişi onun yanında olup ihtiyaçlarını gideriyorsa temel güven duygusu gelişmeye başlar. Bebeğe yeteri kadar bakım verilmediğinde bağlanma ilişkileri sağlıklı olmayacak, temel güven duygusu da sağlıklı gelişemeyecektir. Bebeğin potansiyel gelişimi ilk bu evrede sekteye uğramaya başlayacaktır. Bebek altıncı ayını doldurduktan sonra annenin kucağından ayrılmaya çabalar, burada ilk özerk hareket etme ve anneden ayrışma çabaları vardır. Yere bırakılan bebek anneden biraz uzaklaştıktan sonra paniğe kapılıp geriye dönmeye çabalar. Burada yine annenin tavrı çok önemlidir. Bebeğe onun yanında olduğunu ve kendisinden ayrışma isteğini desteklediğini hissettirdiğinde bebekte bağlanma duygusu sağlıklı gelişmeye devam edecek, bağımlı bir kişilik geliştirmeyecek, annesinin onun bağımsız gelişimini desteklediğini aynı zamanda yanında olduğunu hissedecektir. Bu süreç sağlıklı gelişmezse bebek bağımlı bir kişilik yapısı geliştirecek, anneyle kurulan bu ilk bağlanma ilişkisi yetişkinlik yaşamında da farklı bireylerle olan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemeye devam edecektir. Burada temel güven duygusu ve ilk bağlanma ilişkileri sağlıklı oluşmadığı için birey hem dünyayı güvenilmez kötü bir yer olarak görecek, hem ilişkilerinde sürekli terk edileceği korkusuyla bağımlılık geliştirecek, kendisinden uzaklaşan kişiye karşı kendisini sevmediği değer vermediği hissine kapılarak öfke duyacak, bu öfkeyi ya kendisine ya da bağlanma ilişkisi kurduğu nesneye yöneltecektir. Öfkeyi yöneltmenin bir çok şekli olabilir. Kendine yönelen öfke depresyona ve intihara kadar gidebilir. Öfke diğer kişiye yönlendirilirse karşı tarafa zarar verme, psikolojik yada fizyolojik şiddet uygulama, hatta öldürmeye kadar giden bir süreç tetiklenebilir.
 
       Sevgi sandığımız, altında bağımlılık ve yetersizlik duygularını barındıran saplanıp kalma ya da yapışıp kalma durumu olabilir. Sağlıklı ruh yapısına sahip olmayan bireylerde bu duygu durumu söz konusu olabilir. Aşk sandığımız duygu da bebeklik döneminde bağlanma ilişkisinin sağlıklı gelişememesinden dolayı kişide hastalık boyutuna varan bir duygu durumu ortaya çıkarabilir. Aşk cinayeti gibi tanımlanan bu dehşet verici olaylar sırf bu hastalıklı ruh hali sebebiyle yaşanmaktadır.
 
       İnsan varoluşu gereği diğer canlılarla ilişki içerisinde olmak zorundadır. Bu kişinin mutluluğu ve huzuru için gereklidir. Kişi mutlu olmadığı bir ilişkiyi inatla sürdürmeye çalışıyorsa, bu üzerinde düşünülmesi ve müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Kişi kendisiyle mutlu olmayan birine saplanıp kalıyor ve ne olursa olsun mutsuzda olsak yanımda olsun şeklinde düşünüyorsa bu da çok ciddi anlamda tehlikeli bir soruna işaret etmektedir. Aşk sanılan hastalıklı bir duygu, sevgi sanılan temelinde sevgilinin olmadığı bağımlılık olabilir. Hem kişi hem çevresi için tehlikeli olduğundan fark edildiğinde müdahale edilmelidir. Gencecik yaşamlar solmadan, çok geç kalınmadan, bir an önce..
 
Uzm. Psk. Nur GEZEK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir