KAYGI BOZUKLUKLARI

24
 
       Kaygı yani korku ve endişe duygusu herkesin yaşadığı bir duygu durumdur. Anormal psikolojisi içinde önemli bir yer tutan bu duygudurum, normal insan psikolojisinde de önemli bir rol oynamaktadır. Pek azımız herhangi bir haftayı korku yada kaygı olarak tanımlayabileceğimiz bir duyguyu yaşamadan geçirmişizdir. Fakat normal insanların kısa süreli olarak yaşadıkları kaygı, kaygı bozukluğu olan kişilerinkiyle süre olarak da şiddet olarak da karşılaştırılamaz.
 
       Kaygı bozukluğu tanısı kişisel olarak yaşanan kaygının bulunduğu durumlarda konur. DSM-IV’de altı temel katagori vardır. Bunlar fobiler, panik bozukluk, genelleşmiş kaygı bozukluğu, obsesif- kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ve akut stres bozukluğudur. Çoğu zaman bir kaygı bozukluğu olan kişi bir başka bozukluğun belirtilerini de taşır, buna birlikte görülme denmektedir. Örneğin kaygının somatik belirtileri (terleme, hızlı kalp atışı) hem panik bozukluğun, hem genelleşmiş kaygı bozukluğunun hem de travma sonrası stres bozukluğunun tanı ölçütlerinden bir tanesidir. 

1) FOBİLER

 
       Fobi, bir nesne ya da durumla ilgili, tehlikeyle orantılı olmayan ve onu yaşayan tarafından anlamsız olarak tanınan engelleyici korkunun aracılık ettiği kaçınma olarak tanımlanır. Ortada gerçek bir tehlike olmadığı halde hayat akışını bozmaya yeterli bir rahatsızlığın eşlik ettiği, yükseklik, kapalı alan, yılan, örümcek gibi hayvanlardan duyulan aşırı korku fobilere örnektir.
Fobi kelimesi düşmanlarını korkutan eski Yunan tanrısı Phobos’tan gelmektedir. Diğer tanıdık isimler klastrofobi, kapalı alanlardan korkma, agorafobi, açık yerlerden korkma, akrofobi, yüksek yerlerden korkmadır.
Bir çok özgül fobi kişinin yaşamında tedaviyi gerektirecek kadar zorluk yaratmaz, örneğin yılanlardan aşırı derecede korkan bir kişi eğer büyük şehirde yaşıyorsa korkulan nesneyle karşılaşma az olduğundan herhangi bir zorluk yaşamayacaktır. Fobi terimi genellikle kişinin öznel bir sıkıntı yada kaygıya bağlı olarak sosyal yada mesleki işlevlerde bozulmalar yaşadığını vurgular.
 
ÖZGÜL FOBİLER
 
       Belirli bir nesne yada belirli bir durumla karşılaşınca yada karşılaşma beklentisi olduğunda ortaya çıkan asılsız korkulardır. DSM-IV bu fobileri korkunun kaynağına göre alt bölümlere ayırmaktadır: kan ve enjeksiyonlar, durumlar( uçaklar, asansörler, kapalı yerler) hayvanlar ve doğal çevre (yükseklik,su) bunlara örnektir.
 
SOSYAL FOBİLER
 
       Sosyal kaygı bozukluğu olarak da anılan sosyal fobi, başkalarının varlığıyla ilgili mantıklı olmayan, ısrarlı bir korkudur. Yaşamı çok sınırlandıran bir bozukluktur. Fobik kişi genellikle topluluk karşısında konuşmak ve performans göstermekten, dışarıda yemek yemekten, ortak tuvaletleri kullanmaktan, başkalarının olduğu yerlerde herhangi bir iş yapmaktan aşırı derecede kaygı duyar ve bu ortamlardan kaçınma davranışı gösterir.
 
Sosyal fobi herhangi bir ortamdan kaçınma şeklinde özgül olabileceği gibi her türlü sosyal ortamdan kaçınma gibi genelleşmiş de olabilir. Bu kişilerde depresyon ve alkol kullanımı oldukça fazla görülür.
Sosyal fobi çok yaygın bir bozukluktur, kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden daha fazladır. Başlangıcı genellikle sosyal yaşamın daha çok önemli olduğu düşünülen ergenlik sürecinde meydana gelir, ancak çocuklarda da görülme sıklığı yaygındır.
 
2)PANİK BOZUKLUK
 
       Panik bozuklukta açıklanamayan ve aniden ortaya çıkan nöbetler söz konusudur. Bunlar, nefes almada güçlük, kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, boğulma hissi, mide bulantısı, baş dönmesi, terleme, titreme, aşırı kaygı, korku ve korkunç bir şey olacakmış hissidir. Depersonalizasyon ve derealizasyon (kişinin kendi bedeni dışında olma ve dünyanın gerçek olmadığı duygusu) kontrolünü kaybetme, delirme ve bazen ölme korkusu hastayı çaresi kılar. Panik nöbetler çok sık ortaya çıkabilir, bazen haftada bir yada daha sık olur, genellikle dakikalarca, bazende saatlerce sürer ve bazen otomobil kullanma gibi belirgin bir durumda ortaya çıkar. Durumsal tetikleyicilerle birlikte olduğu zaman ipuçlu panik atağı denmekte, uyaran ile nöbet arasındaki ilişki baskın değilse bunlara duruma dayalı nöbet denmektedir. Bu nöbetler, gevşeme, uyku hali gibi tehlikesi görünen ve beklenmeyen durumlarda da ortaya çıkabilmektedir.
Panik bozukluğun yaşam boyu görülme yaygınlığı erkekler için yaklaşık %2, kadınlar için %5 dir. Genellikle erken yetişkinlik döneminde başlamakta ve stresli bir yaşam olayından sonra ortaya çıkmaktadır. Başka bir kaygı bozukluğu tanısı almış hastaların %80 inden fazlası panik nöbetleri de geçirmektedir, ancak bu nöbetlerin sıklığı panik bozukluğu tanısı alabilecek sayıda olmamaktadır. Panik bozukluğu ve major depresyon sıklıkla birlikte görülmektedir.
 
3)GENELLEŞMİŞ KAYGI BOZUKLUĞU
 
       “ 24 yaşında bir hasta uyku güçlüğü ve baş dönmesi şikayetleriyle gittiği doktoru tarafından psikoterapiste yönlendirilmişti. İlk görüşme boyunca belirgin olarak rahatsız görünüyordu. Konuşmadan önce yutkunuyor, terliyor, koltuğunda sürekli olarak kımıldıyordu. Söndürülemez gibi görünen susuzluğunu gidermek için tekrar tekrar su istemesi aşırı sinirliliğinin bir diğer göstergesiydi. Önce fiziksel şikayetlerine değinmekle birlikte genellenmiş kaygısının daha genel bir tablosu kısa sürede ortaya çıktı. Daima gergin hissettiğini söylüyordu, her şeyle ilgili olarak endişeli görünüyordu. Diğer insanlarla çalışırken vaya etkileşimde bulunurken karşılaşabileceği felaketler hakkında kaygılanıyordu. Birkaç işten kovulmasına neden olan kişilerarası güçlüklerle ilgili uzun bir tarihçe bildirmişti. İlişkilerini şöyle tanımlıyordu: insanlardan gerçekten hoşlanıyor ve onlarla olmaya çalışıyorum ama kolayca kontrolümden çıkıyor gibi. Yaptıkları küçük şeyler beni çok sinirlendiriyor, her şey yolunda gitmedikçe baş edemiyorum.” (Abnormal psychology)
 
       Genelleşmiş kaygı bozukluğu(GKB) olan kişi çoğunlukla önemsiz şeylerle ilgili olarak sürekli kaygı içindedirler. Her çeşit konuda kronik ve kontrol edilemez bir endişe bu bozukluğun temel özelliğidir. Örneğin kişi çocuğunun başına gelebilecek bir kazadan dolayı sürekli bir dehşet içinde olabilir. Bu o kadar yaygın olabilir ki bazen serbest dolaşan kaygı olarak adlandırılır. Terleme, yüz kızarması, kalp çarpması, mide rahatsızlığı, ishal, sık idrara çıkma, soğuk yapışkan eller, ağız kuruluğu, boğazda yumru var hissi, nefes darlığı gibi bedensel yakınmalara sıklıkla rastlanır. Nabız ve nefes alma hızı da yükselebilir. Kişinin iskelet sistemi ve kaslarla ilgili de yakınmaları olabilir, özellikle boyun ve omuzlarda kas ağrısı, göz kapaklarında ve diğer yerlerde seyirme, titreme, kolay yorulma ve gevşeyememe diğer belirtilerdir. Kişi huzursuzdur, kolayca irkilebilir, sıklıkla iç çeker ve yerinde duramaz. Düşüncelerinde kalp krizi geçirme, kontrolü kaybetme yada ölmek gibi gelecek felaketlerle ilgili endişeleri vardır. Sabırsızlık, çabuk kızma, uykusuzluk, öfke patlamaları ve dikkat dağılmasına sıklıkla rastlanır çünkü kişi daima tetiktedir.
Genelleşmiş kaygı bozukluğu toplumda %5 gibi yüksek bir görülme sıklığına sahip olmasına rağmen, hastaların çoğu tedavi almazlar. Genellikle 15 yaşlarında başlar ancak bazı kişiler bütün yaşamları süresince bu sorunun olduğunu bildirmektedirler. Başlangıçta stresli yaşam olaylarının rol oynadığı görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülmektedir, diğer kaygı ve duygudurum bozukluklarıyla birlikte görülme oranı yüksektir.
 
4)OBSESİF –KOMPULSİF BOZUKLUK
 
       OKB çok sıkıntı yaratan ve gündelik işlevleri kısıtlayan aklın ısrarlı ve kontrol edilemeyen düşüncelerle dolduğu yada kişinin bazı davranışları tekrar tekrar yapmaya zorunlu hissettiği bir kaygı bozukluğudur. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden daha fazladır, genellikle hamilelik, doğum, aile çatışması, işte güçlükler gibi stres yaratan bir olaydan sonra erken yetişkinlikte başlar. Erken başlangıç erkeklerde daha sık gözlenir ve kontrol etme kompulsiyonları şeklindedir, geç başlangıç kadınlarda daha sıktır ve temizlik kompulsiyonları şeklindedir.
       Obsesyonlar, akla birden bire gelen, tekrarlayan düşünceler, imgeler ve itkilerdir. Yaşayan kişilerce kontrol edilemez ve akla aykırı olarak algılanırlar. Bir çoğumuz benzer deneyimleri geçici olarak yaşarken, obsesif bireyler bu deneyimleri günlük yaşam işlevlerini bozacak düzeyde güçlü ve sık biçimde yaşarlar. Klinik olarak en sık gözlenen obsesyonlar bulaşma korkusu, cinsel yada öfke dolu tepkiler göstermeye ilişkin korkular yada bedensel fonksiyonların bozulmasına ilişkin hipokondriyak korkulardır. Obsesyonlar aşırı şüphecilik, erteleme ve kararsızlık gibi görünümler de alabilirler.
 
       Kompulsiyonlar, sıkıntıyı azaltmak ve bir felaketin olmasını önlemek için kişinin yapmaya zorunlu hissettiği tekrarlayıcı davranıştır. Davranışın o anki görünen amacıyla gerçekçi bir bağlantısı yoktur ya da açık bir biçimde aşırıdır. Genellikle, bir davranışı sürekli olarak yineleyen bir birey, bu eylemi yerine getirmediği zaman olacak korkunç sonuçlardan korkmaktadır. Sıklıkla kompulsiyonlar temizlik ve düzenle ilgilidir, bunlara bazen saatler hatta günün büyük bir kısmını alan törenlerle, belirli eşyalardan kaçınmakla, sayı saymakla, bazı sayıları söylemek, uğurlu eşyaya yada bedenin bir yerine dokunmak gibi tekrar edici sihirli önlemlerle, kapı kapama, elektrik, ocak söndürme gibi yaptığı eylemi yedi sekiz defa kontrol ederek gerçekleşir. Bazen kompulsizyonlar yemek yeme gibi bir eylemi çok yavaş yapmakla gerçekleşir.
 
       İnsanların bazıları kompulsif kumarbaz, kompulsif içici, kompulsif yiyici olarak adlandırılırlar. Bu kişiler yemek yeme, içki içme ve kumar oynamayla ilgilikarşı koyamadıkları bir itilmeyi anlattıkları halde klinik olarak bu davranışlar kompulsiyon kabul edilmezler çünkü egoya yabancı değildirler ve zevk verici olarak algılanırlar. Gerçek bir kompulsiyon kişinin kendisi tarafından kişiliğe yabancı olarak görülürler.
Obsesif kompulsif bozukluğa sahip bireyler çevreleri tarafından da kaygıyla karşılanırlar. Aile ilişkiler olumsuz yönde etkilenir. Her on dakikada bir ellerini yıkayan, geçtikleri her kapının koluna dokunan yada banyo karolarını her seferinde sayanlar eşlerinde, çocuklarında ve ailelerinde kaygıya bazen de kızgınlığa yol açarlar.
 
 
5) TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU
 
       Travma sonrası stres bozukluğu hemen herkeste aşırı sıkıntıya yol açabilecek travmatik olaylar yaşayanların kaderidir. Büyük bir stres karşısında artmış kaygı, travmayla ilgili uyarıcılardan kaçınma ve duygusal tepkilerin azalması gibi aşırı tepkileri yansıtır.
Travma sonrası stres bozukluğunun belirtileri üç temel katagoride toplanmaktadır. Tanı koyabilmek için her katagorideki belirtinin en az bir ay sürmesi gerekmektedir.
 
1.Travmatik olayı tekrar yaşamak: olay sıklıkla hatırlanır ve onunla ilgili kabuslara sıklıkla raslanır. Olayı sembolize eden uyaranlara, örneğin gök gürültüsünün savaş alanını hatırlatması gibi, ve belli bir olayın yıl dönümüne karşı aşırı duygusal tepki verilir.
 
2. Olayla ilgili uyarıcılardan kaçınma yada tepki verme düzeyinde azalma: Kişi bir travmayı düşünmemeye yada onu akla getirecek uyarıcılardan uzak durmaya çalışır. Tepki verme düzeyinde azalmayla, başkalarına ilgide azalma, boğuluyormuş duyusu ve olumlu duyguları hissedememe kasdedilmektedir. TSSB’nda oynamalar olur, kişi travmayı tekrar yaşama ve uyuşukluk arasında gidip gelir.
 
3. Artmış uyarılma belirtileri: Uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme güçlükleri, dikkati toplayamama, aşırı uyarılmış olma durumu ve abartılmış irkilme tepkileri bu belirtileri oluşturur.
 
TSSB ile ilgili diğer belirtiler kaygı, depresyon, kızgınlık suçluluk, madde kötüye kullanımı, evlilik sorunları ve iş güçlükleridir.
 
       Kaygı bozuklukları için bir çok tedavi çeşidi vardır. Psikanalitik tedavibastırmayı kaldırarak çocukluk çatışmalarının çözülmesini önler. Belirtilerin doğrudan ele alınmasını doğru bulmaz. Bunun tam tersine davranışçı tedavilerde sistematik duyarsızlaştırma ve model alma gibi çeşitli işlemlerle korku ve kaçınmanın azaltılması amaçlanır. Kompulsiyonları engellemek başlangıçta sor olsa da yararlı bir yöntemdir.
 
       Doktorlar tarafından uygulanan en yaygın tedavi kaygı gidericilerdir. Ancak ilaçlar kötü kullanıma açıktır ve uzun süre kullanımları halen tam olarak bilinmeyen olumsuz yan etkilere yol açabilir. Kaygıyı azaltan ilaçları kesmede de bazı sorunlar vardır, çünkü pek çok kişi bu ilaçlara bağımlılık geliştirmektedir. Ayrıca bu ilaçların sonucunda elde edilen gelişmeler, ilaç bırakıldıktan sonra sürmemektedir.
 
HAZIRLAYAN: Psk.Nur GEZEK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir