İLİŞKİLERİN BİTMESİNİN ÖNEMLİ BİR NEDENİ DE BAĞLANMA BOZUKLUKLARI

ayrılık

BAĞLANMA BOZUKLUKLARI NEDİR İLİŞKİLERİ NEDEN BİTİRİR

Bağlanma bozuklukları klinisyenler ve teorisyenler tarafından yıllardır ele alınan en önemli konulardan biridir. Bağlanma insan yavrusunda gelişen ilk duygu/davranıştır. Bebek 0-2 yaş aralığında fiziksel, zihinsel ve duygusal yönden en hızlı geliştiği dönemi yaşamaktadır. Bu dönemde bakım veren kişiye- ki bu genellikle annedir- ihtiyaçları doğrultusunda bağlanması kaçınılmazdır. Bu bağımlılık sürecinde bakım verenle kurduğu birebir ilişki ise, bebeğin zihinsel ve duygusal gelişimi için son derece önemlidir. Bu çok önemli bağ, çocuğun kişiliğinin önemli bir kısmını oluşturmakta ve bu özellikler hayat boyu değişime karşı bir direnç göstermektedir. Bu nokta belki de bütün bağlanma sorunlarının kilit noktası denilebilir.

Bağlanma ile ilgili ilk araştırmaları John BOWLBY ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Buna göre çocuk ve anne arasında üç tür bağlanma ilişkisi gözlemlenmiştir. Bir kişinin yetişkinlikte başka insanlarla kuracağı ilişkinin temelini bebeklikte annesiyle kurduğu bağlanma ilişkisi belirlemektedir.
Buna göre ilk inceleyeceğimiz bağlanma şekli güvenli bağlanmadır.

Güvenli bağlanma nedir neden gereklidir?

Anne ve çocuk arasındaki sağlıklı ve sıcak duyguların aktarımı özellikle stres ve korku anlarında annenin bebeğe sağladığı duygusal, fiziksel, sosyal destek bağlanmayı oluşturur. Bebeklerde nesne sürekliliği yoktur, herhangi bir nesneyle oynarken bu nesne saklandığında bebek bunu zihninde sürekliliğini yaşayamadığı için o nesne onun için artık yok olmuştur. Bu durum bakım veren nesne yani anne içinde geçerlidir. Annenin ortadan kaybolması, bebek ağladığında yanında olmaması, farklı bakıcıların varlığı, annenin depresif olması ve bebeğin ihtiyaçlarını karşılamaya isteksiz olması bebeğin güvenli bağlanma geliştirememesine, sevgi nesnesinin tamamen yok olmasına, terk edilmişlik duygularının yaşanmasına neden olur. Buda güvensiz bağlanmayı, yada kaçıngan diğer adıyla kopuk korungan bağlanmanın temelini oluşturur. Bu şekilde bağlanan yani sağlıksız bağlanan bebeklerde yetişkinlik yaşamlarının tamamında bağlanma bozuklukları, buna bağlı olarak da kişilik bozuklukları gözlemlenmektedir.
32
Anne bebek arasında Güvenli Bağlanmayı geliştiren davranışlar

Bağlanmayı geliştiren ilk davranış emmedir. Bebekler bu davranışı sadece aç oldukları için talep etmezler. Bunu korku ve stresten uzaklaşmak, annenin varlığını hissetmek için de talep ederler, anne ve kendisini tek bir varlık olarak algılar, annenin varlığıyla bütünleşirler. Günümüzde bu ihtiyaç anne tarafından yeterince giderilemediğinden, emzik emme, biberon yada parmak emme gibi davranışlarla bebekler bu ihtiyacını gidermeye çalışmaktadır.

Diğer bir davranış, dokunma ve fiziksel temastır. Yapılan araştırmalara göre anneleri olmayan, ölen, ya da dokunulmayan bebekler gelişim geriliği göstermekte, ya da ölmektedirler. Bebek için dokunulmak yaşam ve ölüm arasındaki en önemli çizgidir. Bebek dokunulduğunda kaygıdan uzaklaşır, ‘sevilen bir şey’ olduğuyla ilgili, özel olduğuyla ilgili bir duygu geliştirir ve kendisine dokunan kişiye bağlanma duygusu gelişir. Yine bebekliklerinde fazla dokunulmayan bireyler, yetişkinlik döneminde dokunulmak hoşlarına gitse de dokunmaya karşı isteksizdirler. Kendilerine özel bir aura içinde yaşarlar ve bu alana başkalarının fazlaca girmesine izin vermezler. Çok fazla dokunulmuş bebekler, yetişkinliklerinde bununla ilgili bir sevgi dili geliştirirler, ve dokunulmadan sevildiklerini hissetmezler.

Göz kontağı kurmak bağlanmayı besleyen bir başka davranıştır. Bebekler anneleri onlarla göz kontağı kurmazsa yoğun tepki gösterirler. Bu anne ve bebek arasında sağ beyinden sağ beyine duygu aktarımının en önemli aracıdır. Bu konuda yapılan araştırmalar, bebeğin anneden göz kontağı ve dokunma ile iletişim kurduklarında bebeklerin yoğun duygusal pozitif tepkiler verdiği gözlemlenmiş, annelerinin göz kontağı kurmadığı bebekler bir süre sonra annelerine hiçbir tepki vermemeye başlamışlardır.
Gülümseme davranışı bebek için sağlıklı bağlanmayı geliştiren bir başka etmendir, bebek, yetişkinlerin bu davranışına karşılık olumlu bir benlik algısı da geliştirmeye başlar.

Ağlama davranışı bebeklerin sadece ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik bir davranış olmayıp aynı zamanda duygusal ihtiyaçlarını gidermenin önemli bir yoludur. Bebek herhangi bir fiziksel ihtiyacı olmadığı halde ağlıyorsa bu onun duygusal olarak ebeveyninin varlığına ihtiyaç duyduğu anlamına gelebilir. Annenin varlığının sürekli olmadığı, farklı bakıcıların baktığı bebeklerde ağlama davranışı Ayrılık kaygısının(ayrılık anksiyetesinin) sinyali olarak ortaya çıkabilmektedir.

Bağlanma Tarzları Ve Bağlanma Problemleri

Daha önce belirttiğimiz gibi çocuk ve anne yada bakım veren kişi arasında kurulan üç tür bağlanma ilişkisi vardır. Bunlardan ilki sağlıklı olan güvenli bağlanma biçimidir.

Güvenli bağlanma özellikle bebek 0-2 yaş aralığında aynı kişiyle, en azından tek bir ebeveynin sürekli varlığıyla gelişen bağlanma şeklidir. Eğer anne bebek her ağladığında yanında olabiliyorsa, uyuduğunda gördüğü anne figürüyle uyandığında gördüğü kişi aynıysa bebek sağlıklı bir bağlanma geliştirmektedir. Yinelemek gerekirse bebeklerde nesne sürekliliği yoktur. Bakıcılar sürekli değişiyorsa bebek her biri tarafından ayrı ayrı terk edilmektedir. Buda bebeğin en uzun süre birlikte olduğu bakıcıya daha çok bağlanmasına, onun yokluğuna yoğun tepkiler vermesine aşırı duygusal tepkiler geliştirmesine neden olur. Güvenli bağlanan bebekler bunu yapmazlar. Yapılan araştırmalar göre, güvenli bağlanan 1 yaşındaki bebekler sosyal bir ortama girdiklerinde rahatça dolaşabilmekte, arada dönüp anneye bakmakta, sonra yine bağımsız dolaşıp bir süre sonra annelerinin yanına dönebilmektedir.

Güvenli bağlanma yetişkinlik döneminde kişinin sağlıklı ilişkiler kurması anlamına gelir. Eşlerinden ayrıldıklarında yoğun duygusal tepkiler göstermezler, kendi hayatlarını sağlıklı şekilde ilişkiden bağımsız idame ettirebilirler. Sürekli terk edilme, reddedilme hisleriyle boğuşmak zorunda kalmazlar ve duygusal olarak ihmal edilmiş hissetmezler. İlişkilerindeki sorunları rsayonel değerlendirip çözme eğiliminde olabilirler. Bireyselleşme ve özerkleşme sürecinde kendisine ve eşine aynı özgürlüğü tanıyabilirler.

Bunun tersi olan güvensiz bağlanma (diğer adıyla kaygılı bağlanma) ciddi bir bağlanma problemidir. Bebeğin annenin bakımına ihtiyaç duyduğu 0-2 yaş döneminde annenin varlığı yada yokluğu çocuk için tehdittir. Varoluşu sekteye uğramaktadır. Anne ne zaman var olacak ne zaman başka bir bakıcı onunla ilgilenecek belli değildir. Güvensiz bağlanan bebekler, anneleri geri geldiğinde koşarak anneye sarılma, anneye yapışma, ama sonrasında anneye bağırma, ağlama, vurma, tükürme, ısırma, tekmeleme gibi davranışlar sergilemektedirler. Yine bu durumu yetişkinlerin dünyasında, bağlandığı kişi uzaklaştığında aşırı kaygılanma, yanına geldiğinde ona kızma, bağırma, yani psikolojik ya da fizyolojik şiddet uygulama şeklinde davranışlarla gözlemleyebiliriz.

Kaygılı-güvensiz bağlanma ilişkisinde bebekte ikinci bir duygu daha gelişebilmektedir. Anne kadar içinde bulunduğu ortam da güvensizdir. Yetişkinlik yaşamında kişi, hiç kimseye hatta hiçbir ortama dolayısıyla dünyaya güvensiz bakabilmektedir. ‘Babana bile güvenmeyeceksin’ terimi buna örnek olabilir.

Bu konuyu şöyle örneklendirirsek, bir terapiste gittiğinizi düşünelim, ona güvendiniz en önemli sorunlarınızı paylaştınız. Bir hafta sonrası için randevulaştınız, ve bir hafta sonra gittiğinizde terapistinizin yerinde başka biri var. Hadi diyelim ki yeni terapiste de bir şans verdiniz onunla duygu ve düşüncelerinizi paylaştınız, ona da bağlanma geliştirdiniz. Yine randevulaşıp bir hafta sonra geldiğinizde bu kez odada eski terapistiniz var. Bu durumda hissedeceğiniz duygular ne olurdu ? Eski terapistinize, yeni terapistinize ve ortamın güvenliğine ilişkin ne tür duygular geliştirirdiniz? Bu örnekten yola çıkarsak, bebek için bu durum daha vahimdir. Çünkü bağımlıdır. Annesiyle kendisini tek bir beden zannetmektedir. Kendisi ve diğerleriyle ilgili hiçbir bağlantısı yoktur annenin varlığından başka. Dolayısıyla, güvensiz bağlanan bireyler ayrılık anksiyetesi gibi ciddi bir sorun yaşamaktadırlar. Yetişkin olduklarında bile ilişkilerine aynı kaygıyla bağlanırlar. Bağlanacağım ama ya oda giderse? Ya terk edilirsem? Beni bu akşam aramadı, artık beni sevmiyor mu? Gibi bir sürü soru zihinlerini meşgul eder.

Annenin ya da bakıcının varlığının sürekliliği bebekte 2 yaştan sonra kazanılmaya başlar. Sağlıklı bağlanan bebek 2 yaştan itibaren anne bir yere gittiğinde geri geleceği duygusunu geliştirir. Burada ciddi bir ayrılık kaygısı yaşamaz ve gelişimini güvenli bağlanarak sürdürme eğiliminde olur. Ancak bağlanma sorunları kaygılıysa ikinci bir sağlıksız bağlanma şekli geliştirir. Kopuk korungan ya da diğer adıyla çekinik bağlanma.

Bu bağlanma yine sağlıksız bir bağlanma biçimidir. Bebek anne yokken hiçbir tepki göstermemekte, ağlamamaktadır. Anne geldiğinde yine anneden kaçınır haldedir, yokmuş gibi davranır, göz kontağı kurmaz ve genel davranışlarında öfkeli görünür. Bu bağlanma biçiminde yetişkinlik yaşantısında şu tür davranışlar gözlemlenebilir. Eşin varlığına ya da yokluğuna kayıtsızlık, ihmal ve genel olarak öfke duygusunun hakim olduğu yansıtıldığı ilişkiler gözlemlenebilir. Öfke bu ilişkinin en önemli duygusu olarak yaşanır. Eşin yokluğunda ihmal davranışları ortaya çıkabilir, varlığında ilgisizlik, ayrılma isteğinde önce duygu yoksunluğu sonrasında yine öfke gözlemlenebilir.

Ben ve öteki kavramı bağlanma ilişkileriyle gelişen kavramlardır. Güvenli bağlanmada kişi kendisini değerli görür ve diğerlerine yani ötekine güvenebilir. Kendisini sevilen ve kabul edilen olarak algılar, dünyayı güvenilir bulur, yakın ilişkiler kurmak kolaydır. Kendisini dış dünyaya açabilir. Duygu ve düşüncelerini paylaşmak konusunda isteklidir. Terk edilmekten korkmaz, ilişkilerinin bitebileceği gerçeğini felaketleştirmez. İlişkilerinin bitmesini değersizlik olarak algılamaz, doğal bir süreç olarak yaşar. Kendisini, sevilmiyorum, çekici değilim, çirkinim, eninde sonunda terk edilirim gibi etiketlerle tanımlamaz. Genel olarak olumluya odaklanırlar. Kendisinin ve sevgi nesnesi ötekinin olumlu yanlarını görme eğilimindedirler. İlişkileri sadece ilişki olarak yaşamlarının parçası olarak görürler, ilişkiler varoluş ya da yok oluş kaynağı değildir.

Bağlanma sorunu olan kişiler ilişkilerinde ne tür sorunlar ortaya çıkartır, ilişkiyi nasıl etkiler?

Eğer kopuk korungan yani çekinik bağlanmaya sahip bir yetişkinse, kendisini ve ötekini olumsuz özellikleriyle değerlendirme eğilimindedir. Yakın ilişkiler sorundur, bunu reddederler. Kimseye ne duygusal ne de fiziksel ihtiyaç duymadıklarını düşünürler. Bu ihtiyacı hissettiklerinde yine reddetme eğilimindedirler. Bu bebeklikte gelişen bir bastırma şeklidir. Bastırma önemli bir savunma mekanizmasıdır, bebeklikte anneden alınamayan duygu henüz o dönemde sekteye uğradığından, bir korunma şekli olarak ihtiyacın bastırılması gündeme gelir. Herhangi birinin yakınlığı güvenilir değildir. Başkalarının kendisine bağlanması, sevgi ve ilgisine ihtiyaç duyması da bir risktir. Bağlanmaya yönelik duydukları ihtiyacı inkar ettikleri gibi başkalarının da kendilerine bağlanmasına izin vermezler. Bu riski oluşturmayacak günlük yada gecelik tabir edilen ilişkiler kurmayı tercih ederler. Bu onları tehdit etmeyen bir ilişki biçimidir, beklenti yoktur, bağlanma yoktur, duygu yoktur, sadece kaçınma vardır. Bu bilinçaltıdır, kişinin seçimi, tercihi ya da yaşam tarzı değildir bilindiğinin aksine, destek alınması gereken bir durumdur.

Yetişkinlik dönemi bağlanma problemlerinin bir başka biçimi de saplantılı bir şekilde başkasına ihtiyaç duymaktır. Kişi kendisini, kimliğini, kişiliğini aşırı değersizleştirir. Bu durum yine bilinçli değildir, kendisini değersizleştirirken diğerini, ötekini, bağlandığı kişiyi yüceltir. Güven duygusu içeriden değil, dışarıdan beslenir. Diğerinin varlığıyla kendisini var eder, yaşam anlamı sadece o kişi olur. Bizim kültürümüzde bu tür bağlanma problemleri genel olarak kadınlarda var gibi görülse de erkeklerde klinik olarak bu durumu daha çok gözlemlediğim olmuştur.

Kaygılı bağlanmayla ilgili yapılan son çalışmalarda, bu bireylerin en temel sorununun güvenle ilgili olduğu tespit edilmiştir. Kendilerine de başkalarına da güvenmezler. Çünkü güvenlik duygusu onlara en yakın olması gereken ebeveynleri tarafından verilmemiş, buna duydukları ihtiyaç giderilememiştir. En yakını veremezken başka kim bu duyguyu verebilir ? En ciddi ve en temel problem bu soruyla tetiklenir.

Hazırlayan: Uzm.Psk.NUR GEZEK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir