Genel olarak bizim kültürümüzde “aile olmak” bir bütünün parçası olmak, bütünlemek ve tamamlamak anlamına gelmektedir. Bu noktada yanlış olan nedir diye akıllara bir soru gelebilir. Aidiyet ve bir bütüne entegre olmaya çalışmak çoğunlukla çiftlerden birinde ya da her ikisinde birden evliliğini dilediği gibi yaşayamama, baskı altında hissetme, ortak kararlar alamama ve etki altında kalma gibi kaygı verici hislerin yaşanmasına neden olan ciddi bir stres faktörüdür.
Batı toplumlarında daha çok bireysellik ön plandayken bizim gibi toplumlarda aidiyet duygusunun ön planda olması söz konusudur. Ait olmak bireyin önemli ihtiyaçlarından bir tanesidir. Fakat aidiyete yönelik algının çarpıtılması söz konusu olunca bireysellik ikinci planda kalmakta, hatta çoğu zaman bireysellik ve özerklik tamamen yok olmakta, kişi yetişkin bir yaşamı kendi tercihlerine göre yönlendirememektedir. Bunun sonucunda bireyler ne kadar yol kat etmiş olurlarsa olsunlar, hangi yaşta oldukları da dikkate alınmadan aileleri tarafından yönlendirilmekte, kontrol edilmekte, yargılanmakta ve sonuç olarak kişilikleri işgal edilmektedir. Bu durum kişinin hangi pozisyonda, hangi statüde ve hangi yaş grubunda olursa olsun diğerlerine karşı kendini sürekli sorumlu hissetmesine yol açar. Davranışlarından dolayı sürekli hesap vermek durumunda kalır, belki aldığı bir gömleğin gerçek fiyatını bile gizlemeye kadar bir çok konuda kişi kendisini baskı altında hissedebilir. Eğer kişinin sınırları daha da zorlanırsa çok daha önemli konularda daha ciddi sorunların yaşanması kaçınılmaz olabilir.
Bir başka boyutta da kişi sorumluluk almaktan kaçınarak hayatını ailesinin yönlendirmesine izin verir ve yine benzer bir örnekle hangi gömleği alacağına bile karar verememe gibi sorunlar yaşayabilir. Buda seçim yapamama anlamına gelir ki kişi yaşadığı hiçbir şeyin sorumluluğunu almadan başkalarının ya da ailesinin kendisi için seçtiklerini yaşamaya çalışarak tamamen mutsuz olur. Asıl sorunlar yetişkinlik döneminde ve özellikle eş seçiminde yaşanır. Bazen eş seçimi aileye bırakılırken bazen de kişi eş seçimini kendisi yapsa da ailenin onayına ihtiyaç duyulur. Ailenin onayı olmadan yapılan evlilikler kişide suçluluk duygularının yaşanmasına yol açar, bu da evlilik kurumunu daha yolun başındayken olumsuz yönde etkileyen ciddi bir sorundur.
Evlilik ailenin onayıyla ya da ailenin evlenilecek kişiyi seçmesiyle bir şekilde gerçekleşir ve bundan sonra sorunlar katlanarak büyümeye devam eder. Çünkü aidiyet artık kişisel düzeyde kalmaz, aileye yeni katılan kişinin de şartlar ne olursa olsun uyum sağlaması ve itaat etmesi beklenmeye başlanır. Bundan sonrada alınan en basit kararlarda dahi ailelerin müdahalesi sürdüğünden çekirdek aile dediğimiz, anne baba ve çocuklardan oluşan aile yapısı oluşturulamaz. Çiftin ilişkisi ve kararları sürekli diğer aile bireyleri tarafından kritisize edildiğinden sorunlar katlanarak büyümeye devam eder. Üstelik bu sorunların hiç biri çiftin kendilerine ve ilişkilerine ait gerçek sorunları bile değildir. Çiftin dünyaya bir çocuk getirmesi, bu çocuğun isminin ne olacağı, nasıl bakım verileceği, nasıl yetiştirileceği gibi konularda da diğer aile bireyleri sürekli müdahale ettiğinde genelde bu büyük aileye katılan bebeğin farklı tutumlardan etkilenmesi kaçınılmaz bir durumdur. Bebek büyümeye başladığında anneanne, babaanne, dedeler, halalar, dayılar, amcalar, teyzeler birbirlerinden farklı davranmaya başlarlar, bunun sonucunda anne ve babanın çizdiği sınırlar ihlal edilir ve çocuğun nasıl davranacağıyla ilgili zihninin karışmasına yol açan daha karmaşık bir süreç başlamış olur. Bu durum bir çok çiftin çekirdek aile yapısını yaşayamamasına ve ilişkilerinin örselenmesine sebebiyet verir.
Aidiyet kişinin kendini güvende hissetmesi için önemli bir ihtiyaçtır. Fakat ait olmak kadar birey olmak ve bu dengenin iyi korunması da oldukça önemli bir ihtiyaçtır. Bu noktada özellikle bireyselliğin ve özerkliğin tanınması, kişinin sınırlarına saygı duyulması, evlilik kararının yetişkin insanlar tarafından alınabilecek bir karar olduğu, yetişkin insanların da sürekli müdahaleye ihtiyaç duymayacağı akıllardan çıkartılmaması gereken önemli bir gerçektir. Sınırlarını, kurallarını iki kişinin belirleyeceği evliliklerin sağlıklı ve uzun ömürlü olacağı, bunun içinde bireyselliğin evliliklerde geniş aileye duyulan aidiyetten daha önemli olduğu unutulmamalıdır.
Bütün çiftlere uzun soluklu ve sağlıklı birliktelikler temenni ederek sevgilerimi sunuyorum.




Bir konu ancak bu kadar derinlemesine ama yalın işlenebilir,gerçekten hayran kalmamak elde değil..tebrik ediyorum
bireysel hedeflerin ilerleyen zaman icerisinde ailesel hedeflere donusturulemeyecegi korkusu da evlilik konusu akla geldiginde ortaya cikan onemli bir nokta.
ayrıca kisilerin kendilerine birey olarak kurduklari yasam ve bunun uzerinde durdugu hedefler, edinilen cevre ve yasam tarzlarinın degismezligi-degismesinin zor olusu, her gecen gun bireylerin de bundan vazgecemiyor oluslari cogunlukla sosyo-ekonomik ve statu nedenlerden oturu de kucumsenmemeli.
yazı genelinde anne baba disindaki aile fertlerinin tutumlarinin bozucu etkisine odaklanmis olsa da, sosyal cevrenin donusturucu etkisi, ozellikle de 80 sonrasi dogan kusak yani yeni yeni evleniyor olanlar icin cok daha fazla, hatta bu fazlalik cocugun gelisimine filan varamadan evliliklerin son bulmasina neden olabilmekte.
peki neden?
bircok neden olabilir sadece benim gozlemlediklerim sunlar;
kadin – erkek tanimi degisirken toplumsal yapımızın buna yetisemiyor olusu. kadinlarin evliligi kendilerine acilmis bir ozgurluk alani olarak gormeleri ve daha oncesinde ellerinde olmayan belki de annelerinin elinden alinmis guc enstrumanlarini birakmama, toplama ve kullanma savasi olarak algilamalari olabilir, yanlis anlasilmasin kadinlari suclamiyorum sadece herseyi bu eksende degerlendirerek yasamalari kendilerine ve kuracaklari ailelere zarar veriyor olabilir.
gelelim erkeklere, ulkenin erkeklerinin evlilik konusunda kafalarinda pek birseyin oldugunu sanmiyorum, aslinda kafanin bu konularda bos olusu basli basina bir problem olmakta, ve daha sonrasinda kadin tarafindan design edilen aileye gec de olsa isyanci tutum almaya itmekte, nedeni su isler tasarlanirken erkek adam aslan gibi yatiyordur buyuk ihtimale, bunun sonucu olarak da icinde yasanacak olan aile siyasi bir arenaya donusme durumuna gelmektedir, sonrasinda da bosanma oluyor, ki birayin guduldugu kabul etmesi eskiden belki ama bugun imkansiz yasayabilmesi icin.
zihniyet- bireyin kendini tanimasina fırsat acmayan bir toplum yapımız var, bundan oturu de kisin kendini tanimasi toplumsal olarak konulan hedeflerde basariz olmasi, ya da enerjisini bu hedeflere karsi cikmaya harcarken ya da alternatif hedefler koymaya calisirken tuketmesi, bu kadar aci cekmek gerekmiyor aslinda, napalim hayat iste.
zobacz nasz katalog stron