BEN KİMİM?

BEN KİMİM?

DİĞERLERİ KÖTÜ, BENCİL, ACIMASIZ DA BEN KİMİM?

Nedir  biliyor musunuz aslında hayat? Basit aslında.. Salt kendinizi nasıl gördüğünüzden ibaret..ne demek bu derseniz, hayat sizin pencereniz.. başkalarının bakışından yoksunsa ki çoğu zaman böyledir, aslında sizin hapishaneniz..

Bir videoda, bir fotoğrafta kendinize baktığınızda yabancı birine bakıyor ve izliyor gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? Ya da konuşma şekliniz mimikleriniz sizi şaşırttı mı? Gerçekten böyle mi görünüyorum diye sorduysanız bir kez bile ki bu muhtemel olasılık, aynen bakın o kareye.. işte başkalarının penceresindeki görünümünüz de öyle. O yabancıladığınız, içselleştiremediğiniz kişi tam olarak sizsiniz.  Yine bu tür karelerde kendinize yabancılaştığınız her seferinde kendinize verdiğiniz telkinler vardır.. bir dahaki sefere daha yavaş konuşacağım, bu fotoğraf hiç bana benzemiyor, tam bir embesil gibi çıkmışım, ya ben aslında bu kadar derin mi bakıyorum, hiç fena değilim, ee olumlu şeylerde çıkar bu karelerden arada .. aslında ya hep kendimizi eleştirirken buluruz o karelere bakarken, yada överiz içten içe bir yabancıya özenir gibi. Günümüzde selfie denilen özçekim fotoğraflarının ya da videolarının günden güne hızla artması gibi. bir self var aradığımız, ama bizden öte bizden içeri.  Bu selfie muhabbeti, ya da konusu gündemde olduğundan beri, bir çok danışanım der ki biz selfil paylaştık, sonra baktık nasıl yazılıyor diye google amcaya sorduk, aslında bu da başka bir konu, kültürel yozlaşmaya örnek bir çok hikaye var bu alanda. Bilmediğimiz terimler İngilizce başlıklar girdi hayatımıza, çok kolay kabul ettik ama yine bir hazımsızlık sorunu girdi bu noktada devreye. Kişisel yabancılaşmadan, toplumsal yabancılaşmaya kayıyor git gide konumuz farkındayım,  toplumu anlamak için bireyi, bireyi anlamak için toplumu gözlemeliyiz en nihayetinde.

İlginç diyaloglar var bu meyanda.. son sözcük ‘meyanda’ ne zamandır günlük dilimizde kullanılır bilmiyorum ama İngilizceden türemiş sözcüklerden çok daha samimi geliyor bana.

‘eşim gıy meyilinden mesaj atmış tanımadığı kadınlara’

‘fesinden anladım beni aldattığını’

‘artık herkes vap sapta hocam, normal mesaja gerek kalmıyor’

Demem o ki değişim kaçınılmaz, elbette yeniliklere ayak uyduracağız..elbette bu yüzyılın gereği neyse onu yaşayacağız, ama oturmayan bir kimlik var, üzerimize birkaç beden bol gelen, hem bireyde hem toplumda inanılmaz bir yabancılaşmaya neden olan, dönüp dolaşıp kendimizi yadsıyoruz,ama konu başlığına dönersek, ben kimim gerçekte?

 

 

KENDİNE DIŞARIDAN BAKABİLMEK

Tıpkı bir karikatürü ince mizah anlayışıyla kabullenmek gibi aslında insan olmak.Zayıflıklarıyla, hatalarıyla kendine dışarıdan bakıp, sonra gülüp iyi yanlarıyla bütünleşmek en derinde kaçtığımız korktuğumuz kendimizle var olabilmek.

Öncelikle insanız, çağımızın en büyük yadsıması da bu beklide, insan olmak..

İnsan hata yapar, insan eksiktir kusurludur, ve insan ölümlüdür. Biz insan olduğumuzu yadsıyarak sadece kendimizi hapsediyoruz mükemmelliğe.. ki mükemmel diye bir şey yoktur gerçekte, bakıyorum ki insanlar mükemmellikle yada mükemmeliyetçilikle gurur duyar olmuşlar. Herkes başarılı, herkes temiz düzenli, herkes dört dörtlük, neyi baskıladığımız ,neyi inkar ettiğimiz, neyi yok saydığımız aslında aşikar, ortada.. İNSAN OLMAK!! İnsan doğasını inkar ederek var olmaya çalıştığımız bu evrende selfie çekip birazda uyuşarak yüzleşmekten kaçtığımız kendimizle boğuşuyoruz..

İşin en basit özeti ve tanımıyla biz sadece kendimizle boğuşuyoruz..en traji komik tarafı da bunu kendimizi daha iyi hissetmeye koşullayarak yapıyoruz..hem kaçarak hem boğuşarak, hem de mükemmeliyetin kıyısında dolaşarak kendimizi aslında bir nevi ÖLDÜRÜYORUZ!!

Toplumsal kimliğimiz eşittir, hayranlık ve popülerite..

Eee bireysel kimliğimiz, zaten toplumla iç içe ama çatışmalı..

Kendimize bakıyoruz, fotoğrafta ve videoda bile yabancı.

Geldiğimiz yer,  çocukluk, ergenlik, ilk yetişkinlik dönemleri, ve şu an yaşadığımız hayatın çelişkileri zaten ortada. Ne geldiğimiz yere ne de şimdi içinde yaşadığımız dünyaya ait değiliz, bir karmaşadır gidiyor..

PEKİ SONUÇTA NE OLUYOR?

Ben ve ötekiler ayrışıyor.

başkaları sizi eleştirdiğinde, nasıl hemen savunmaya geçip kendiniz beyninizde nasılsanız kendinizi öyle savunuyorsunuz ya.. aslında beyninizdeki siz göründüğü gibi değil.. çünkü nasıl göründüğünü de sizin beyniniz tasavvur etti.. siz kendinizi nasıl görüyorsanız diğerleri de öyle görüyor var saydınız bir kere..

İçgörü!

En başa dönersek aslında.

Ben Kimim sorusuna!

İçgörü bireylerin kendi sorunlarının, kusurlarının, yetersizlikleri kadar yeterli oldukları alanların farkında olma halidir..içgörü o fotoğraflara ya da videolara bakar gibi dışarıdan kendine bakmaktır. İçgörü kusurluluğunla yüzleşmektir, kusursuzluk aramak değil.. içgörü, insan olduğunu, hatalı olduğunu, ölümlü olduğunu, diğer insanların başına gelen her türlü olumsuzluğun, felaketin senin başına da gelebileceğini kabul etme becerisidir..

Yine araya hikayeler girecek ama hikayeler önemlidir.. bir çok danışanım dedi ki çift terapisinde;

‘Eşim asla beni aldatmaz’

Eşiyle yapılan  görüşmede yüzde yüz, %100 ( ee vurgulamak şart) eşinin aldattığı, hem de defalarca!! ortaya çıkmıştır..EEE BUDA MI TESADÜF. Elbette ki hayır.  Burada karşımıza çıkan sorunsal şu ki;

ÖZEL OLMA İNANCI ya da DUYGUSU

Hepimiz çok özeliz, o kadar özeliz ki bizim başımıza sadece iyi şeyler gelmelidir. Kötü şeyler başkalarının başına gelir, başkaları hasta olur, başkaları aldatılır, başkalarının çocuğu problemlidir, başkalarının işi gücü hep yalandır bizim yaptığımız en dürüstü en mükemmelidir, başkaları ölmelidir biz ya da bizim yakınlarımız değil. İnancımız bu yöndedir, bu nedenledir ki benim ya da sevdiklerimin başına gelen her olumsuzlukta yoğun duygusal tepkiler veririz. Ve bundan dolayı hastalanır, psikolojik olarak yıkıma uğrarız. Yakınımızda biri öldüğünde panik atak bir süre sonra kaderimiz haline gelir. Çünkü bu noktada yaşanılan duygu benimde herkes gibi olduğumdur, özel olma inancım kırılır. Psikolojik literatürde biz bu duruma  ‘inanç yırtılması’ diyoruz. İnanç yırtılması nedir, bunu sonraki yazılarımda okuyabilirsiniz ayrıntılarıyla.

Burada yine içgörü meselesine dönersek, benimde diğer insanlar gibi sadece insan olduğum, ve insan olmanın gereğini yaşadığım gerçeği çok önem taşır. Bunu kabul edip iyi ve kötü yanlarımızda bütün olan bir kişilik taşıdığımızı bilmemiz gerekmektedir. Diğer insanlar kötü, bencil, aptal bense mükemmel değilimdir. Başkalarını suçlarken ve eleştirirken benimde bu tür yönlerimin olabileceğini hatırlamalı ve onlara olduğu kadar kendime de dışardan bakabilmeliyim. Popülerite benim değerimi belirlemez. Like edilmeyen paylaşımlarımda sırf ben paylaştığım için değerlidir. Eleştiriliyorsam dikkate alınıyorum demektir. Bazı eleştiriler beni geliştirir, aynaya bakmak gibi düşünebiliriz bunu. Yüzümde bir leke var diyelim ama arkadaşımız bunu gördüğü halde bize söylemiyor, bu durumda muhtemelen öfkeleniriz uyarılmadığımız için. Aynı şekilde insan olduğumuz için yaptığımız hataları da birilerinden duymamız gerekmektedir. Bu noktada kötü olumsuz özellikleri başkalarına atfedip ben mükemmelim diye düşünmek yalnızca içgörü yoksunluğudur. Bir adım ötesi de kişililk bozukluğudur zaten. Ben kimim sorusuna insanım diyebilmek en büyük kazançtır bazen.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın..

Uzm.Psk.Nur GEZEK

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir